Şekerin Zararları Nelerdir?

Şekerin Zararları Nelerdir?

Beslenme programımızda aşırı şeker bulunması, eğer sağlıklı bir yaşam sürmek istiyorsak çok da iyi bir fikir sayılmaz. Yine de, sadece küçük bir azınlığımız şekeri önerildiği miktarda tüketiyor, kalanımız ise oldukça fazla şeker yemekte. Aslında dünya çapında ortalamaya bakıldığında, insanlar günlük 500 kalori fazladan almaktalar. Bu da aslında, haftada fazladan 1 kilo almak isteyenlerin neler tüketmesi gerektiğine verilecek cevaptır. Çoğu insan fazla şeker kullanımının sağlığa zararlı olduğunu bilir. Ama nedendir bilinmez, insanlar fazla şeker tüketiminin, fazladan doymuş veya trans yağ, sodyum ve kalori almaktan daha az zararlı olduğunu düşünürler. Belki de insanlar, şeker sodyum veya yağ deposu olmadığından, kötünün iyisi olarak kabul ettiler ya da bilmedikleri şey onlara zarar vermez gibi bir düşünce yapısı benimsemişlerdir. Eğer şekerin gerçekten vücudunuza neler yaptığını bilseydiniz, onu kaçınılması gereken gıdalar listesinin en başına yerleştirirdiniz. İşte şeker hakkında fikrinizi değiştirecek ve sizi şaşırtacak 9 madde!

Şekerin Zararları Nelerdir?

1.Kalbinize Hasar Verebilir

Uzun zamandır, fazla şeker tüketiminin kalp hastalıklarına yakalanma oranını büyük ölçüde arttırdığını biliyoruz. Fakat 2013’de yapılan bir araştırmaya göre, şeker direk kalbin kan pompalama mekanizmasını etkiliyor ve kalp yetmezliği riskini arttırıyor. Bulgular spesifik olarak şekerin içinde bulunan ve glikoz metaboliti glikoz-6-fosfat ismindeki moleküle odaklanıyor ve soruna neden olan kalpteki kas proteinlerinin değişimlerinin kaynağı olarak bu molekülü gösteriyor. Bu bahsettiğimiz protein değişimleri, kişiyi direk kalp yetmezliğine sürükleyebilir. Maalesef kalp yetmezliği teşhisi koyulan insanların yarısı, beş yıl içinde hayatlarını kaybetmekteler.

2.Bel Bölgesinde Yağ Oluşumuna Neden Olur

Gençler arasında yaşanan obezite oranı son 30 yılda üç katına çıktı. Çocuklar için ise obezite oranları iki katına çıktı. Birçok insan, araştırmaların gösterdiği üzere gelecekteki halimizin ne kadar “iri” olacağının farkında. Fakat bu araştırmaların ötesinde ve çocuklardaki obezitenin frenlenmesi için yapılan girişimlerde, durumu anlamak için tek yapılması gereken okullara, parklara ve alışveriş merkezlerine bakmaktır. Buradaki çocuklara bakıldığında birçoğunun yağlanması bel bölgesinde başlamaktadır. Peki neden? Bunun bir sebebinin fruktoz yüklü gıdaların piyasadaki artışı diyebiliriz. 2010’da çocuklar üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, aşırı fruktoz tüketimi, iç organlardaki yağ hücrelerinin gelişmesine, kişinin büyük bir göbek sahibi olmasına ve daha da kötüsü gelecekte kalp rahatsızlıkları ve diyabetle karşı karşıya kalmalarına sebep olmaktadır.

3.Gerçek, Sessiz Katildir

Kenara çekil, tuz ve sebep olduğun hipertansiyon, artık bir rakibin var. Anlaşılan asıl sessiz katilimiz tuz değil, şekermiş. 2008 yılında yapılan bir araştırmaya göre, aşırı şeker tüketiminin, leptin direnci denilen bir kondisyonun artışıyla arasında bir bağ var. Leptin dediğimiz madde aslında, insanın ne zaman doyduğunu anlamasını sağlayan bir hormon. Ama problem şu ki, genelde beynimizi bize gönderdiği sinyalleri görmezden geliyoruz. Gerçi bazı insanlar için, leptin dediğimiz bu hormon basit anlamıyla çalışmak istemiyor ve o kişiyi vücudunun işlemesi için yeterli olacak gıdayı aldığını anlamasını sağlayacak “sinyal”den mahrum bırakıyor. Bu durum, gıdaların aşırı tüketimine ve dolayısıyla obeziteye yol açıyor. Neden mi sessiz katil dedik? Çünkü tüm bunlar, semptom ya da herhangi bir belirti olmadan, bir anda gerçekleşiyor. Eğer geçen yıla göre daha kilolu olduğunuzu düşünüyor ve sebebini bilmiyorsanız, vücudunuzu ne kadar şekerle beslediğinize bakmalısınız demektir.

4.Kanser Oluşumuyla İlgili Olabilir

Beslenme dünyasında, insülinden bahsetmeden şekerden konuşmak oldukça zordur. Bunun sebebi, insülinin şekerin damarlardan hücrelere giden yoldaki küçük refakatçisi olmasıdır. Eğer çok fazla şeker tüketirsek ya da insülin gerektiği gibi çalışmazsa -ki bu da büyük ihtimalle çok şeker tüketmemizden dolayıdır- vücudumuz iflas eder. Literatürde yerini alan bağlantılardan biri, insülin direnci ve kanser arasındaki ilişkidir. 2013 yılında yapılan bir araştırmaya göre, bağırsaklardaki şeker, GIP (ß-katenin isminde şekere bağımlı bir protein tarafından yönetilir) denen bir hormonun oluşumunu tetiklemiş ve bu da pankreasın insülin salgılamasının artışına neden olmuştur. Araştırmalar ß-katenin’in aslında hücrelerin kanser oluşumuna karşı duyarlılıklarını etkileyebileceği sonucuna ulaşmıştır. Ayrıca, yüksek şeker ve nişasta alınımı ile kolon ve meme kanseri hastalarının hayatta kalma oranları arasında negatif bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır.

5.Şekere Olan “Bağımlılığınız” Genetik Olabilir

Eğer daha önce, kesinlikle şekere bağımlıyım dediyseniz, aslında haklı olabilirsiniz. 579 kişinin dahil olduğu bir deney sonucuna göre, ghrelin denilen bir hormonu genetik değişikliğe uğramış olanlar, herhangi bir genetik değişiklik yaşamayanlara göre çok daha fazla şeker (ve alkol) tüketme eğilimindeler. Ghrelin, beyninize aç olduğumuz sinyalin gönderilmesini sağlayan hormondur. Araştırmacılar, ghrelin salınımını etkileyen genetik değişimlerin, kişinin tatlıya düşkünlüğüyle alakalı nörolojik bir ödül sisteminin geliştirip geliştirmemesiyle alakalı olduğunu düşünmekteler.

6.Şeker ve Alkol Vücutta Benzer Zararlar Bırakıyor

2012 yılında yayımlanan bir makalede, içki şişelerinin üzerinde gördüğümüz uyarıların, şeker içeren ürünlerin de üzerine koyulması gerektiğine dair bir fikir öne sürülmüştür. Fikri öne atan kişi, fazla miktardaki fruktoz ve glikozun karaciğer üzerinde alkolün yaptığına benzer zehirli bir etkisi olduğunu kanıt olarak öne sürmüştür. Dahası şeker, alkolün sebep olduğu çoğu kronik durumların aynılarını yaratma riski taşımakta. Son olarak, ince ve fit oluşunuz, fruktozun karaciğerinize zehirli etkiler yapmayacağını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bazı durumlarda, fazla kalori ya da kilo almadan, karaciğer hasarları oluşabilmektedir.

7.Şeker Beyin Gücünüzü Baltalayabilir

Çocukluğuma dönüp baktığımda, normalde olması gerekenden çok daha fazla şeker tükettiğimi hatırlıyorum. O zamanlar gençliğimin tadını çıkarmalıydım, zira yapılan araştırmalara göre, şekerin kişinin yaşlanma sürecini hızlandırması söz konusu olabilirmiş. 2009 yılındaki bir araştırmaya göre, glikoz tüketimi ile hücrelerimizin yaşlanması arasında bir ilişki mevcut. Hücrelerin yaşlanmaları süreci, gözlerimizin yanında kırışıklıklar gibi basit şeylerle beraber, kronik hastalıklara da sebep olabilmektedir. Fakat daha korkutucu bir kanıt şekerin beynin yaşlanma sürecini de etkileyebileceğini söylemektedir. Yapılan araştırmalara göre, fazla şeker tüketimi ile hafıza sorunları ve zihinsel sağlık arasında bir bağ olduğu bilinmektedir.

8.Aşırı Şeker Tüketimi Ömrünüzü Kısaltabilir

2013 yılında yapılan bir araştırmaya göre gerçekleşen 180.000 ölümün şekerli gıdaların tüketimiyle alakalı olabileceği savunulmuştur. Sadece Amerika’da, sırf bu yüzden ölen 25.000 kişi kayıt edilmiştir. Araştırmacılar, gerçekleşen ölümlerin şekerli gıdaların tüketimi, kronik diyabet riski, kalp hastalıkları ve kanserle bağlantılı olabileceğini açıklamışlardır.

9.Şeker Kilo Almanıza Neden Oluyor

En önemli ve en açık gerçeği sona bıraktık. Birçoğunuz, hangi kaynaktan geldiği önemli olmaksızın, eğer yakılmazlar ise tüm kalorilerin yağ olarak depolanacaklarının farkında olabilirsiniz. Fakat asıl fark edilmesi gereken, diğer besinlerin şekerin bünyesinde eksik olması, şekeri daha kolay ve daha çok tüketilmesine sebep oluyor. Bu durum maalesef, pusuda bekleyen tehlike hakkında bizi uyaracak herhangi fiziksel etki olmamasına sebep oluyor. Lif, yağ ve protein bakımından zengin olan yiyecekler ile doygunluk hissinin artması arasında bir bağlantı var. Fakat şeker ise, size ihtiyacının olandan daha fazla kaloriyi verecek, ama yeteri kadar doymuşsunuz gibi hissettirmeyecektir.

Son olarak, dikkat çekilmesi gereken bir nokta da, sütün (yani laktozun) içinde bulunan basit şekerler, yazımız boyunca incelediğimiz diğer şekerler gibi sağlığa zararlı etkiler göstermiyor. Meyvelerden de aldığımız bu basit şekerler, aynı zamanda hastalıklarla savaşan bileşiklerde içerdiğinden, tüketilmesi o kadar da endişe verici bir şey değildir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ