Tuzun Zararları Nelerdir?

Tuzun Zararları Nelerdir?

Tuz, yüzyıllar boyunca medeniyetler tarafından kullanılmış ve değer verilmiş en önemli antik ögelerden biridir. Mutfaklarımızda hemen her yemeğin vazgeçilmezi olan tuz, aynı zamanda doğru miktarlarda tüketilmediği takdirde sağlığımıza zararlı birçok etki içermektedir. Ayrıca tuzun mutfaklarımızda kullandığımız çeşidi olan sofra tuzu ve deniz tuzu gibi çeşitleri bulunmaktadır.

Peki, yemeklerimize kattığımız sofra tuzu ve deniz tuzu aynı şey midir? Aslında cevap bir zamanlar evetti, fakat bu cevabın doğru olduğu zamanlar 20. yüzyılın ilk zamanları ile birlikte geride kaldı. Tuz, yine deniz tuzundan elde edilmekte, fakat tuzun bu formuna çeşitli rötuşlar yapılarak, kimyasal açıdan benzer sayılabilecek, ama besin değeri açısından deniz tuzuna nazaran belirgin olarak eksik bir madde sofralarımıza gelmekte.

Paketlenmiş, işlenmiş ve konservelenmiş yiyeceklerin tüketilmeye başladığı çağ ile birlikte, yiyeceklerimizden hayati besin maddeler, vitaminler ve diğer yararlı elementler çıkarılmaya başlandı. Bu nedenle besin endüstrisi, yiyeceklerimizden eksilen bu “kayıp besinleri” bir şekilde yeniden eklenmek zorundaydı. Tuz şirketleri, deniz tuzunu kimyasal olarak parçalayıp içerisinden birçok besin maddesini çıkardıktan sonra, gıda devlerine sattılar. Bütün o besin maddeleri çıkarıldıktan sonra ise geriye kalan tek şey, sodyum klorid yani tuza o bildiğimiz tadı veren maddeydi. Bu süreçten sonra şirketler tuza, iyot ekledikten sonra, “tuz, guatrı engeller” sloganı ile satmaya başladılar. Bildiğimiz geleneksel deniz tuzundan bu ucuz tuza geçiş oldukça ani ve büyük oldu.

İyi Tuz ile Kötü Tuzun Arasındaki Farkı Bilmemiz Önemli Mi?

Endüstriyel gelişimin başlaması ile birlikte, geleneksel tuzun içerisindeki o doğal mineral içerik kimyasal bir süreç ile tuzun içerisinden alındı ve geriye sadece sodyum klorid kaldı. Ayrıca, katkı maddeleri ile tuzun bu doğal olmayan durumu arttırıldı. Bu nedenle aslında masamıza koyduğumuz, yemeklerimize kattığımız tuz, doğal halinden çok uzak bir formda ve zararlı etkileri ile kullanımımıza sunulmuştur.

Bu doğal olmayan, kimyasal yollarla temizlenmiş ve kimyasal olarak zenginleştirilmiş sodyum klorid yani tuz, vücudumuza girdiğinden, vücudumuz bu maddeyi “doğal olmayan” zararlı bir toksin madde olarak algılar ve bu maddeyi sistemimizden dışarı atmak için gerekli süreci başlatır. Kısaca bu tuz vücudumuza girdiği andan itibaren, vücudumuzun tuzu dışarı atmasını sağlayacak mekanizmaların çalışmasını tetikler. Bu nedenle hali hazırda tuzlama işlemiş görmüş gıdalara fazladan tuz ekleyerek tükettiğimizde, aslında vücudumuza kurtulması gereken büyük miktarda toksin madde sokmuş oluyoruz. Bu durum, boşaltım görevi gören organlarımıza büyük bir yük binmesine sebep olmaktadır.

Paketlenmiş ya da konserve ürünler için tuz, içerisinde koruyucu özellikte maddeler bulundurduğundan, bu tür gıdaların hazırlanmasında en çok tercih edilen maddedir. Yani bu gıda ürünlerinin içerisine, bozulmasın diye tuz eklenmektedir. Soframıza geldiklerinde biz de ayrıca tuz eklersek, zaten zararlı olan gıdaların zararını kat ve kat arttırmış oluruz. Eğer vücutta aşırı dozda tuz bulunursa, vücut otomatik olarak bu tuzu izole etmeye başlar. Bunu da su kullanarak yapar. Bu nedenle tuzun vücutta dehidrasyona sebep olduğunu söyleyebiliriz.

Tuzun Zararları Nelerdir?

Anlattığımız durumlardan anlaşılacağı üzere, sofra tuzu olarak bilinen işlenmiş tuz çeşidi, sağlığa zararlıdır ve tüketiminin azaltılması gerekmektedir. Şimdi bu işlenmiş tuzun sağlığımıza spesifik olarak ne tür zararlar verebileceğine bakalım.

1.Kan Basıncı

Kan basıncı, kanın vücudumuza pompalandığı yol boyunca, damarların duvarına uyguladığı basınca verilen isimdir. Aşırı kilolu olmak, egzersiz yapmamak gibi belli başlı faktörler kan basıncınızın yükselmesine sebep olabilmektedir. Ayrıca, sofra tuzunun da fazla miktarda tüketilmesi, kan basıncınızın yükselmesine neden olmaktadır. Yüksek kan basıncı ise, kalp krizi gibi tehlikeli sorunların oluşmasına sebep olabilir. Her üç yetişkinden biri, yüksek kan basıncı (yüksek olarak bahsedilen oran, 140/90 mmHg olarak belirlenmiştir) problemi yaşamaktadır. Fakat bu rahatsızlık çok belirgin semptomları olmadığı için birçoğu yüksek kan basıncına sahip olduklarından haberdar değillerdir. Bu hastalığın riskleri, normal değerin biraz üstüne çıkıldığı anda baş gösterebilir. Bu nedenle birçok kişi kan basıncını yani tansiyonunu düşürmeye çalışmaktadır. Ayrıca, yaş ilerledikçe yüksek kan basıncı yaşama olasılığının arttığına inanılmaktadır. Fakat kişi tükettiği tuz miktarını azaltırsa ve yediği besinlere dikkat edip egzersiz yapmayı ihmal etmezse, kan basıncını kolaylıkla kontrol altında tutabilir.

2.İnme

Felç genelde beyini besleyen kan yollarının bir şekilde kesilmesi ya da tıkanması, beyine giden oksijen akışının azalması ve beyin hücrelerinin bu sebeple ölmesinden dolayı meydana gelmektedir. İki ana tip inme vardır. İlki beyine kan taşıyan damarlardan birinin bloke olması ile oluşan iskemik inme, ikincisi ise damarın patlaması sonucu beyine kan dağılması nedeni ile oluşan hemorajik inmedir. İnme, tüm dünyada ölümlere en çok neden olan rahatsızlıklardan biridir ve ölümle sonuçlanmasa dahi, maruz kalan kişilerde, beyin hasar almasından dolayı çeşitli sakatlıklar bırakabilir. İnmenin en büyük risk faktörü ise yüksek kan basıncıdır. Yüksek kan basıncına neden olan şey ise tuzdur. Dolayısı ile inmelerin birçoğunun sebebi tuzdur diyebiliriz.

3.Koroner Kalp Hastalığı

Koroner kalp hastalığı, kalp krizi ya da kalbin iflas etmesi gibi sebeplerle, kalbin vücuda kan pompalamasının azalması ya da tamamen kesilmesi durumu için kullanılan terimdir. Koroner kalp hastalığı, en çok öldüren hastalıklardan biridir. Her dört erkekten ve her altı kadından biri bu hastalıktan dolayı ölmektedir. Her yıl yüzbinlerce insan bu hastalık sebebiyle hayatını kaybetmektedir.

Yüksek kan basıncı, tahmin edebileceğiniz üzere, koroner kalp hastalığının ana sebebidir. Damarların duvarları yüksek kan basıncı nedeni ile kalınlaşır ve bu nedenle damarlar daralır. Daralan damarlar nedeni ile kalbe ihtiyacı olan kan taşınmasını engellemektedir. Zaman geçtikçe bu durum kalp kaslarının da kalınlaşmasına ve devamında kalbin tüm vücuda kan pompalama yetisinin azalmasına neden olur. Sonucunda yeteri kadar kan vücutta dolaşamaz ve kalp iflas eder. Ayrıca, daralan damarlar, kanın pıhtılaşmasına da sebep olabilir. Pıhtılaşan kan kalbe giden kan damarlarını tıkayarak, kişinin kalp krizi geçirmesine neden olabilir.

Yüksek kan basıncınız var ise kalp hastalıkları için risk grubundasınız demektir. Bildiğiniz gibi yüksek kan basıncının neden ise tuzdur! Bu nedenle tuz kullanımını azaltmanız gerekmektedir.

4.Mide Kanseri

Yüksek miktarda tuz tüketmek, mide kanseri olma riskini arttırmaktadır. Her yıl 7000 yeni mide kanseri vakasının neredeyse çeyreği, tuz kullanımı ile alakalıdır. Helikobakter isminde bir bakteri, mide kanserinin ana sebepleri arasındadır. Bu bakteri midede iltihaplanmalara neden olarak ülserlerin oluşmasına ya da mide kanserine neden olmaktadır. Helikobakter zararlıdır, fakat mideye genelde kanser yapacak kadar zarar veremeyebilir. Fakat tuz mide çeperine zarar verip zayıflatarak, midenin bu bakteri karşısında çok daha savunmasız kalmasına neden olmaktadır. Ayrıca tuz, bu bakterinin gelişmesine ve etkisinin artmasına da sebep olabilmektedir.

5.Kemik Erimesi

Kemik erimesi, yani osteoporoz, kemiklerin incelmesine ve onların hassas, kırılmaya eğilimli olmasına neden olan bir tür hastalıktır. Dünyada milyonlarca insan kemik erimesi hastalığı dolayısıyla sıkıntılar çekmektedirler. 50 yaşın üzerinde her iki kadından biri ve her beş erkekten biri, kemiklerinin osteoporoz nedeni ile zayıflamasından dolayı, kemik kırılması yaşarlar.

Vücuttaki kalsiyumun çoğu kemiklerde depolanmaktadır. Fazla tuz tüketimi, kalsiyumun kemiklerden ayrışıp idrar ile vücuttan dışarı atılmasına, böylece kemiklerin zayıf ve kırılgan olmasına neden olmaktadır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ