Yaşlılıkta Göz Sağlığı

Yaşlılıkta Göz Sağlığı

Yaşlılıkta Göz Sağlığının Önemi

Göz sağlığı her yaşta çok önemlidir. Çevremizi algılamamızı, olan biteni görmemizi, bilmemizi, tehlikelerden korunmak için savunma geliştirmemizi sağlayan belki de en gerekli duyu organımızdır. Son derece karmaşık bir yapısı olan göz, tıpkı bir fotoğraf makinesi gibi çalışan, optik bir organdır. Gençken, diğer tüm duyu organları, ve uzuvlar sağlıklı bir şekilde çalışırken, önemini çok da iyi kavrayamadığımız göz sağlığı, ilerleyen yaşla birlikte hareket kabiliyeti azalan insan için çok daha önemli bir hal alır. Diğer organlar gibi göz de, ilerleyen yaşla birlikte doğal olarak değişiklikler gösterir. Bu doğal değişikliklerden başlıcaları;

  • Yakını görme problemi (presbiyopi),
  • Göz bebeğinin (pupilla) ışığa olan duyarlılığın azalması,
  • Merceğin  sararması olarak sayılabilir.

Gözde meydana gelen bu doğal değişikliklerden başka bir de yaşlılıkta ortaya çıkma ihtimali daha yüksek olan hastalıklar vardır. Bunlar, görme duyusu için tehdit teşkil eden eden ciddi göz hastalıklarıdır. Yaş ilerledikçe ortaya çıkma sıklığı artan göz hastalıkları;

  • Katarakt,
  • Yaşa bağlı makula dejenerasyonu (Sarı Nokta Hastalığı),
  • Glokom,
  • Göz kuruluğu,
  • Diyabetik retinopati.

Gözde Yaşa Bağlı Olarak Meydana Gelen Doğal Değişiklikler

  1. 40 yaşından itibaren göz merceği yavaş yavaş esnekliğini kaybetmeye başlar. Bunun sonucu olarak, zamanla birlikte yakını görmekte zorluklar baş gösterir. Presbiyopi olarak isimlendirilen  yakını görememe, bir hastalık değil, fizyolojik yaşlanma olarak kabul edilen, doğal bir durumdur. Gözde bulunan mercek, cisimlerin uzak ya da yakında olmasına göre, kalınlaşarak ya da incelerek net görüntü oluşmasını sağlar. Göz küresinin orta tabakasında bulunan siliyer cisimde bulunan kaslar ve bunlara bağlı lifler kasılıp gevşeyerek, merceğin kalınlaşıp incelmesini sağlar. Böylece cismin uzak ya da yakın olmasına göre, kırıcılığı değişir. İlerleyen yaşa bağlı olarak gözün bu kabiliyeti azalır. 40 yaşından sonra her geçen gün yakını görmek daha da zorlaşır ve gözlük kullanmak kaçınılmaz olur. Gözlük ya da kontakt lens şikayetleri ortadan kaldırır fakat iyileşme sağlamaz. Gözlük ya da lens kullanmak istemeyenler için bir takım cerrahi yöntemler de uygulanabilir.
  2. Pupilla yani göz bebeği küçülür ve ışığa olan hassasiyeti azalır. Sağlıklı bir gözde göz bebeği, kuvvetli ışıkla karşılaştığında küçülür, karanlıkta büyür. Yaşlılıkta göz bebeği bu kabiliyetini kaybeder. Bunun sonucunda da loş ışıkta görmek zorlaşır, karanlık-aydınlık adaptasyonunda gecikme yaşanır.
  3. Üstünde hiç damar bulunmayan dolayısıyla şeffaf olan mercek, yıllar içinde sararmaya başlar. Bu da ışık geçirgenliğinin azalmasına sebep olur. Her rengin gözde kırılması birbirinden farklıdır. Geçirgenliğin azalmasıyla birlikte ışık saçılmasında artış meydana geldiği için mavi ışığın emilimi de artar. Bütün bunların sonucu olarak da renk algılaması ve cisimlerin renkleri arasındaki zıtlığı (kontrast) ayırt etmekte azalma ortaya çıkar.

Yaşlılıkta Sık Görülen Göz Hastalıkları

Katarakt

Göz, optik bir sistemdir ve bir fotoğraf makinesi gibi çalışır. Yıllar geçtikçe göz merceği yaşlanır, ağırlığı ve kalınlığı artar ve buna bağlı olarak uyum yeteneği azalır, lens sıkışır ve sertleşir. Göz içindeki lensin saydamlığını kaybeder, görüntü kalitesi azalır ve hatta kaybolur. Böylece ortaya çıkan katarak, genetik yatkınlığa da bağlıdır ama en çok yaşa bağlı olarak ortaya çıkar. Uzun süre kullanılan bazı ilaçlar, travmalar ve kronik bazı hastalıklar da katarakt oluşumuna  sebep olabilir. Gözdeki doğal yaşlanma dışında bilinen spesifik bir nedeni olmamakla birlikte beslenme, ultraviyole ışınları gibi pek çok risk faktörü olduğu düşünülmektedir. Lensin kalınlaşma ve matlaşma seviyesine bağlı olarak hastalar önceleri uzak yada yakın görme zorluğu çekmekten şikayet ederler. Matlaşma arttıkça bu zorluk da giderek artar. Katarakt tedavisi cerrahidir ve değişik teknikler uygulanır. Hangi cerrahi teknikle yapılırsa yapılsın şeffaflığını yitiren lens tabakası alınarak yerine suni bir göz içi merceği yerleştirilir. Böylece görme kusurları, gözlük ya da lens kullanmaya gerek bırakmayacak şekilde düzeltilir. Operasyon sırasında göz içine yapay mercek konmazsa hastalar yüksek numaralı gözlük veya kontakt lens kullanmak zorunda kalırlar.

Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu (Sarı Nokta)

“Görme alanının ortasında giderek büyüyen bir leke” olarak tarif edilen Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu, 50 yaş üstü insanlarda görme kaybının başlıca sebeplerindendir. Hastanın tek başına yaşamını sürdürmesini imkansız kılacak şekilde, her iki gözde birden meydana gelir. Hastalık önce bir gözde başlar. Çok yavaş ilerlediği ve henüz diğer gözde oluşmadığı için, hastalar görme kayıpları olduğunu çok geç fark ederler. Görme alanında giderek büyüyen lekeler, bulanık görme, cisimleri olduğundan küçük görme, çizgilerde kırılma gibi belirtileri, yaşlılığın doğal bir sonucu olarak kabul edilir ve çoğu zaman tedavide geç kalınır. Bu da hastalığın ilerlemesine ve körlüğe neden olabilir. Yaş ilerledikçe görülme sıklığı da artan yaşa bağlı makula dejenerasyonuna, kadınlarda daha sık rastlanır. Yüksek tansiyon, kalıtım, kansızlık, güneş ışığı ve sigara içmek de hastalığa yakalanma riskini artıran faktörlerdir. Makula dejenerasyonları, gözde meydana gelen travmalar, bazı kronik hastalıklar, miyopi kusuru bulunan kişilerde de, yaştan bağımsız olarak ortaya çıkabilir. Sağlıklı beslenmek, sigarayı bırakmak, güneş ışınlarından korunmak ve düzenli hekim kontrolleriyle erken yaşlarda karşılaşılabilecek makula dejenerasyonundan korunmak mümkün olabilir. Tedavisi medikaldir. Ödem ya da kanama tespit edilen durumlarda gözün içine uygulanan ilaçlar kullanılır. Antioksidan ve vitamin içeren göz damlaları da tedavide gayet iyi sonuçlar verir.

Glokom

Halk arasında göz tansiyonu ya da karasu denilen glokom, göz içi sıvısının birikerek aşırı basınca sebep olmasıdır. Önlem alınmazsa, göz sinirleri zarar görür, görüş alanı giderek daralır, zamanla kalıcı görme kaybına sebep olur. Hiç farkedilmeden ilerleyebilen çok sinsi bir hastalıktır. Çoğu zaman, hastalığın son aşamasına gelindiğinde farkedilir. 40 yaşından sonra glokom riski artış gösterir. Şeker ve guatr hastalığı, ciddi göz yaralanmaları, iltihabik göz hastalıkları, göz tümörleri de risk faktörleri arasında sayılabilir. Uzun süre kortizon kullananlar ya da miyopi hastaları da saydığımız diğer risk faktörlerine sahip kişiler gibi, düzenli göz muayenesi olmalı ve sinir tahribatı olmadan önlem almalıdırlar. Özellikle sabahları dikkat çeken baş ağrıları, bulanık görme, televizyon ya da bilgisayar ekranına bakarken göz çevresinde ağrı, geceleri ışıkların etrafında beliren hareler, glokomun belirtileri olabilir. Tedavisi çoğu zaman medikaldir ve göz içi basıncı azaltacak damlalarla yapılır. İleri vakalarda, değişik cerrahi yöntemler ya da lazer tedavisi uygulamak gerekebilir.

Göz Kuruluğu

Gözyaşı bezlerinin salgıladığı gözyaşı, gözü nemli tutar ve dış etkenlere karşı korur. Dışarıdan farkedilmeyen ve göz kapağının her hareketinde yenilenen ve böylece gözün ıslak kalmasını sağlayan gözyaşı, doğal bir refleks olarak da duygusal tepkilerle ortaya çıkar. Gözyaşı salgısının azalması ya da yapısının bozulmasıyla meydana gelen göz kuruluğu, çevresel faktörlerin de etkisiyle artarak, insan hayatını zorlaştıran bir hastalıktır. Gözlerde yanma, batma, kaşıntı, yabancı cisim hissi, ışığa karşı duyarlılık, çapaklanma gibi belirtiler verir. Hava kirliliği, televizyon ya da bilgisayar ekranına uzun süre bakmak, klima ve kaloriferli ortamlar, rüzgar, uykusuzluk da şikayetleri artıran çevresel faktörlerdir. Yaşlılık, gebelik, romatizmal hastalıklar ve bazı ilaçlar da göz kuruluğuna sebep olabilirler. Yukarıda bahsi geçen çevresel faktörlerin çoğundan uzak durmak mümkün olmadığından, göz kuruluğu da hayatımızın her aşamasında, sık sık karşılaşacağımız bir sorundur. Bir göz doktoru tarafından göz kuruluğu teşhisi konduktan sonra, yapay gözyaşı damlalarıyla kolayca tedavi edilebilir.

Diyabetik Retinopati

Adından da anlaşılacağı gibi, şeker hastalığına bağlı bir komplikasyondur. Şeker hastalığı gözün damar tabakasında bulunan kılcal damarların yapısını bozar. Hücre kayıplarına yol açan bu bozulma, damar geçirgenliğini azaltarak kılcal damarların tıkanmasına sebep olur ve göz yeterince beslenemez. Retinada durup dururken kanayan yeni damarlar oluşur. Bu kanamalar gözün arka boşluğuna sızıp, ağrıya, göz tansiyonunun yükselmesine ve sonunda ciddi görme kayıplarına sebep olur.

Düzenli doktor muayenesi ve erken teşhis, Pek çok sistemik hastalıkta olduğu gibi, göz hastalıklarında da hayati önem taşır. Herhangi belirti vermeden, sinsice seyreden, kalıcı görme kayıplarına sebep olabilecek pek çok göz hastalığından böylece kurtulmak mümkün olur. Amerikan Oftalmoloji Akademisi, kişi sağlıklı da olsa, 40 yaşında kapsamlı bir göz muayenesinden  geçmesini önerir. Ailesinde göz ya da görme kusuru olmayan ve kronik bir rahatsızlığı bulunmayan, herhangi bir şikayeti olmayan kişilerin, bu kapsamlı muayeneden sonra, 54 yaşına kadar 2 ila 4 yılda bir muayene olmaları yeterlidir. 55 yaşından 64 yaşına kadar olan dönemde, yaşlılığa bağlı dejenerasyon sıklığı artabileceği için, muayene periyotları sıklaştırılmalı, 1 ila 3 yıl arasında düzenli hekim ziyaretleri yapılmalıdır. akademinin tavsiyesine göre, 65 yaşından büyük olanlar her 1-2 yılda bir muayene olmalıdırlar.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KONULAR
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ