Evinize Gelen En Sağlıklı Bilgiler!

Detaylı Akciğer Kanseri Rehberi: Belirtileri, Tedavisi, Yaşam Süresi

Akciğerdeki doku ve hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalmasıyla birlikte akciğer kanseri meydana gelir. Kontrolsüz şekilde çoğalan bu doku ve hücreler yayılarak çevredeki dokulara zarar verebilir, gerekli önlemler alınmadığı takdirde metastaz ile sonuçlanan daha büyük sağlık sorunlarına yol açabilir.

Akciğer kanserinin belirtileri bazen belirgin bir şekilde kendini göstermez, bu sebeple hastalığın teşhisi son evrelere doğru yapılır. Teşhisin geç yapılması tedaviden olumlu sonuçlar alınmasının önündeki en büyük engeldir. Akciğer kanserinin erken dönemde teşhis edilebilmesi için özellikle sigara içen kişilerin düzenli olarak akciğer röntgeni çektirmesi gerekir.

Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre akciğer kanseri dünyada en çok ölümle sonuçlanan kanser türüdür. Akciğer kanserinin her yıl yaklaşık olarak 1,6 milyon insanın ölümüne yol açtığı bilinmektedir.

Akciğer Kanseri Nedir?

akciğer kanseri nedir

Akciğer, göğüs boşluğunda bulunan, iki loplu, koni şeklinde ve süngerimsi yapıda bir organdır. Bronş olarak adlandırılan, içinde hava barındıran tüplerden, alveol adındaki hava keseciklerinden ve kan damarlarından oluşan bu organın en temel görevi yaşamsal faaliyetlerin devamını sağlayan oksijenin vücuda alınması ve hücrelerin atık olarak ürettiği karbondioksidin vücuttan atılmasını sağlamaktır.

Çeşitli etmenlere bağlı olarak akciğerdeki hücreler kontrol dışına çıkıp orantısız bir şekilde çoğalabilir. Kontrolsüz çoğalan hücreler çevredeki dokularda tümörleri meydana getirir. Bu tümörler kötü huylu ise kan ve lenf sistemi aracılığıyla vücudun diğer doku ve organlarına yayılarak tehlikeli bir şekilde büyüme gösterir ve akciğer kanserini oluşturur.

Akciğer kanserinin en sık görülen belirtileri nefes darlığı, bazı hallerde kanlı öksürme ve aşırı kilo kaybıdır. Ancak bu belirtiler pek çok rahatsızlık için ortaktır. Bu da akciğer kanserinin geç teşhis edilmesine neden olur. Erken evrede kanseri teşhisi konulan hastaların 5 yıllık sağkalım oranı %60-70 aralığındayken ileri evre vakalarda bu oran %5’in altına kadar düşmektedir.

Akciğer kanserine ilişkin kesin tanı biyopsi ile konur. Kanser hücrelerinin türü, evresi ve metastazın söz konusu olup olmamasına göre tedavi süreci belirlenir.

Akciğer Kanserinin Cinsiyetler Arasındaki Görülme Dağılımı

Erkeklerde sigara içme oranı kadınlardan daha yüksektir. Dolayısıyla akciğer kanseri, sigara kullanımın yaygınlığına bağlı olarak erkeklerde kadınlardan daha fazla görülür. Sigaraya başlama yaşı, sigara kullanım miktarı gibi faktörlere göre değişkenlik göstermekle birlikte akciğer kanserine yakalanma yaşı genel olarak 50’nin üzerindedir. Bununla birlikte 45 yaş altında nadiren rastlanan akciğer kanserinin en yoğun olarak görüldüğü yaş grubu ise 50-70 arasıdır.

Akciğer Kanseri Türleri

Büyük hücreli akciğer kanseri ve küçük hücreli akciğer kanseri olmak üzere iki tür akciğer kanseri bulunur. Hastalarda görülen akciğer kanserinin %80’i büyük hücreli olan türdendir.

#1. Büyük hücreli akciğer kanseri

Küçük hücreli akciğer kanserine kıyasla diğer doku ve organlara yayılma ihtimali daha azdır. Kendi içerisinde çeşitli tiplere ayrılır ve bu kapsamda değerlendirilen diğer alt tipleri oluşturan kanser hücreleri farklı şekillerde büyür ve farklı yollarla dokulara yayılır. Bu yüzden tedavi her bir alt tipe göre farklılık gösterir.

Mikroskop ile yapılan incelemelere dayanarak tespit edilmiş büyük hücreli akciğer kanseri türleri şu şekildedir:

  • Skuamoz hücreli karnisom: Balıksırtı gibi ince, düz görünümlü skuamoz adı verilen hücrelerden kaynaklanır. Sigara kullanımıyla ilişkilendirilir ve erkeklerde daha sık görülür.
  • Adenokarsinom: Salgısal özellikler gösteren hücrelerden kaynaklanır.
  • Büyük hücreli karsinom: Mikroskopta bakıldığında, büyük ve anormal hücrelerin görüldüğü büyük hücreli akciğer kanseridir.
  • Adenoskuamoz karsinom: Mikroskopta incelendiğinde hem düzleşmiş görünümü olan hem de salgısal özellikler gösteren bir kanserdir.
  • Karsinoid tümör: Yavaş büyüyen, nöroendokrin olarak adlandırılan kısaca sinirsel uyarı sonucu hormon salgılayan hücrelerden başlayan bir tür büyük hücreli kanserdir.

#2. Küçük hücreli akciğer kanseri

Tüm akciğer kanseri vakaları arasındaki görülme oranı %15′ tir. Özellikle yoğun olarak sigara kullanan kişiler bu akciğer kanseri türünün en büyük adayıdır. Sigara kullanımına bağlı olarak, büyük hücreli akciğer kanserine kıyasla daha erken yaşlarda hastalar bu kansere yakalanır.

Kanserli hücreler akciğerin merkezi bölümleri olan ana bronş ile lob bronşlarına yerleşir. Büyük hücreli kansere kıyasla lenf sistemi ve kan iletimi yoluyla doku ile organlara yayılma süreci daha hızlı gelişir. En hızlı yayılan ve en çabuk metastaz yapan türdür. Kanser teşhis edildiğinde çoğunlukla kötü huylu hücreler metastaz yapmış halde bulunur ve genellikle beyin, kemik dokusu, böbrek üstü bezleri gibi organlara sıçrama eğilimi görülür.

Küçük hücreli akciğer kanserinin tedavisi için kemoterapi yani ilaç tedavisi ile radyoterapi olarak adlandırılan ışın tedavisi uygulanır. Kanserli hücreler beyne sıçramış olmasa bile metastazın önüne geçebilmek adına koruyucu radyoterapi niteliğinde beyin ışınlanması uygulanabilir.

Akciğer Kanseri Evreleri Nelerdir?

akciğer

Akciğer kanseri evreleri dörde ayrılır.

  • Eğer kanser 1. evredeyse kötü huylu hücreler yalnızca akciğerde bulunur.
  • 2. evdeyse kanserli hücreler lenf bezlerine de yayılmıştır.
  • Akciğer kanseri 3. evre ise kanserli hücrelerin iki akciğer lobu arasındaki boşluk ile akciğer zarına yayılması anlamına gelir.
  • Akciğer kanseri 4. evrede kanserli hücrelerin karaciğer, böbrek üstü bezleri ve kemiklere sıçradığı görülür.

Akciğer kanseri evreleri ve yaşam süreleri farklılık gösterdiği için tedavi her bir evreye göre planlanır. Çoğunlukla kanser 1. evredeyken uygulanan tedaviden olumlu sonuçlar elde edilir. Akciğerdeki tümörler cerrahi müdahaleyle temizlenip, koruyucu ışın tedavisi uygulanır. Eğer kanser ilerlemiş bir evrede ise kemoterapi, radyoterapi gibi yöntemler uygulanır ve bu uygulamaların süresi doktor tarafından belirlenir. Küçük hücreli ve büyük hücreli akciğer kanserine ilişkin evreler şu şekilde sınıflandırılabilir:

Büyük Hücreli Akciğer Kanserinde Evreleme

  • 1. evre: Kanserli hücreler 5 cm veya daha küçük boyuttadır. Lenf düğümlerine sıçramamıştır.
  • 2. evre: Kanserli hücreler lenf bezlerine yayılmamıştır. Boyutu ise 5 cm’den büyüktür ve göğüs kafesiyle diyaframa yakın bir yerde konumlanmıştır. Kanserli hücreler 7 cm boyutunda olup lenf bezleriyle bronşların yakınlarına yayılmışsa da kanser 2. evrede değerlendirilir.
  • Evre 3A: Kanser akciğerlerin arasındaki lenf bezlerine sıçramıştır. Buna ek olarak soluk borusunun ikiye ayrılan bölümüne yakın bir konumdadır. Bazı hallerde ise lenf bezlerine sıçramadan kalp, nefes borusu, diğer akciğer lobu gibi organlara geçtiği gözlemlenmiştir.
  • Evre 3B: Kanserli hücreler göğsün diğer tarafındaki lenf bezlerine, köprücük kemiğine ve göğsün ortasındaki lenf düğümleriyle soluk borusunun ikiye ayrıldığı bölgeye yakın görülmektedir.
  • 4. evre: Kanserli hücreler her iki akciğer lobunda, akciğerle kalbi saran sıvıda görülür. Ayrıca karaciğer, beyin, kemik gibi vücudun diğer bölümlerine de çoğunlukla sıçramış haldedir.

Büyük hücreli akciğer kanserinde 1. ve 2. evrelerde ameliyatla tedavi en yaygın tercih edilen yöntemdir. 3. evredeyse 3A ve 3B evresine göre farklı tedaviler geliştirilir. 3A evresinde oldukça kapsamlı bir akciğer incelemesine gerek duyulur. Bronkoskopi, mediastinoskopi ile göğüs boşluğundaki lenf bezleri incelenir ve incelemenin sonucuna göre tedavi yöntemi belirlenir. 3B evresinde ise kanserli hastaya hem radyoterapi hem de kemoterapi uygulanır. Son evre olan 4. evrede radyoterapi ve kemoterapiye, hastalığı kontrol altında tutup hücrelerin yayılmasını engellemek için başvurulur.

Küçük Hücreli Akciğer Kanserinde Evreleme

Küçük hücreli akciğer kanserinde de tedavi süreci hastalığın evresine göre belirlenir. Küçük hücreli akciğer kanseri için sınıflandırılan evreler ikiye ayrılır. Sınırlı evre kanserli hücrelerin akciğerin tek lobunda görülmesi durumudur. Her iki akciğer lobunda da kanserli hücreye rastlanmasıyla ise yaygın evre tanısı konulur.

Küçük hücreli akciğer kanserinde cerrahi müdahale tercih edilmez. Bunun yerine kemoterapi ve hastalığın metastaz yapmasının önüne geçebilmek için beyin ışınlaması uygulanır. Beyin ışınlamasıyla beyne radyoterapi yapılarak hem hastalığın diğer organlara yayılması engellenir hem de henüz oluşum aşamasındaki küçük kanserli hücreler yok edilir.

Akciğer Kanserinin Nedenleri Nelerdir?

akciğer kanserinin nedenleri nelerdir

Akciğer kanseri nasıl ortaya çıkar? Akciğer kanserinin oluşuma yol açan pek çok etmen mevcuttur. Karsinonjen olarak adlandırılan ve DNA’nın zarar görerek kanserli hücrelerin ortaya çıkmasına sebep olan faktörler akciğer kanserine yakalanmada belirleyici unsurları oluşturur. Tütün, asbest, röntgen ışınları, radyasyon, arsenik, egzoz gazında bulunan bileşenler kansere yol açan karsinojenlere örnek olarak gösterilebilir. İnsan vücudu karsinojenlere maruz kaldığında diğer moleküllerden elektron çalan serbest radikaller açığa çıkar. Söz konusu serbest radikaller yüzünden sağlıklı hücreler zarar görür, çalışma ve bölünme yeteneğini kaybeder. Buna göre kansere yol açan faktörler şu şekilde sıralanabilir:

#1. Sigara

Sigara içmek akciğer kanserine yol açan en büyük etmendir. Yalnızca %10 oranındaki bir grup erkek ve %20-25 oranında kadın kanserli hastalarda sigara kullanımına ilişkin bir bulguya rastlanamamıştır. Bu da sigaranın akciğer kanserine yol açan en önemli risk faktörü olduğunun bir göstergesidir.

Tütünün içindeki zararlı maddeler akciğerdeki sağlıklı hücreleri tahrip eder ve zamanla bu tahribat kansere dönüşür. Sigaraya bağlı olarak kanser oluşma riski;

  • Sigaranın içildiği süre,
  • Fün boyu tüketilen sigara sayısı,
  • Sigaraya başlanan yaş,
  • Ciğerlere çekme gücü,
  • Kullanılan sigaradaki katran miktarı ile değişkenlik gösterir.

Özellikle bir yıl içinde tüketilen sigara, paket bazında 20’yi aşmışsa ciddi bir kanser adaylığından söz edilebilir. Sigara haricinde puro içenlerde akciğer kanserine yakalanma riski 3 kat, pipo içenlerde ise bu risk 8 kat daha fazladır.

Günde 1 paket sigara içen kişilerde akciğer kanserine yakalanma riski yaklaşık %61 oranında iken, günde 2 paket sigara içen kişilerde akciğer kanserine yakalanma riski %217’dir. 

Tüketilen filtreli veya düşük katranlı sigaralar kansere yakalanma ihtimalini azaltmaz. Sigara ve diğer tüm tütün ürünlerinin kullanım süresi ve adeti arttıkça başta akciğer olmak üzere vücudun diğer organlarında da kanserin görülme olasılığı katlanarak artar. Akciğer kanserinin vücutta ortaya çıkma riski kişinin sigarayı bıraktığı 10 veya 20 yıl içinde bertaraf edilebilir. Öte yandan pasif sigara içiciliği olarak adlandırılan sigara dumanına maruz kalan kişiler için de akciğer kanserine yakalanma riski oldukça yüksektir.

Sigara dumanının akciğer kanseri oluşumu sürecinde bir diğer olumsuz yanı ise çevre kirliliğine yol açan etmenlerle kısa sürede etkileşime girmesidir. Buna göre sigara içen uranyum, asbest işçiliği yapan kişilerde akciğer kanserine yakalanma riski sigara içmeyen uranyum ve asbest işçilerine göre 92 kat daha fazladır.

#2. Endüstriyel ve çevresel maruziyet

Gemi yapımı, demir çelik işçiliği, yapı malzemeleri çıkarımı, madencilik, çömlek üretimi, matbaacılık gibi meslek gruplarına mensup olan kişiler arasında akciğer kanserinin daha yoğun görüldüğü bulgusuna ulaşılmıştır. Başlıca mesleki karsinojenler arasında asbest, arsenik, alüminyum, eter, krom, metil, hidrokaron, nikel, radon, kadmiyum, berilyum, radyasyon yer alır.

Radon gazı, endüstriyel ve çevresel atıklarda yer alan ve akciğer kanserine yol açan tehlikeli maddeler arasında yer alır. Radyoaktif içerikli, renksiz, kokusuz bir gazdır ve toprak ile kayalarda bulunur. Radon kimyasal bir gazdır ve uranyumun parçalanması sonucunda açığa çıkar. Solunduğunda akciğer epitel dokusunda kanser oluşmasına yol açar. Radon, gazı iyi havalandırılmayan ev ile işyerlerinin altındaki toprakta saklı halde bulunabilir. Özellikle maden işçileri yoğun olarak radon gazına maruz kalır. Zemin kattaki eski binalarda yaşayanlar, metro ve tünel işçileri de radon gazına maruz kalan diğer gruplar arasındadır. Amerika’da görülen akciğer kanseri vakalarında radona maruz kalmanın payı %10 oranındadır ve sigaradan sonra akciğer kanserine yol açan en büyük ikinci etmendir.

Bazı endüstrilerde kullanılan asbest de kansere yol açan etmenler arasında yer alır. Asbest başta akciğer olmak üzere diğer organlarda da kanserin görülmesine yol açabilir. Bir yalıtım malzemesi olarak çeşitli endüstrilerde kullanılan asbest, fiber halde bulunan bir mineral grubudur. Parçacıklara ayrılmaya meyilli olan asbest fiberleri havada dolaşarak kıyafetlerin dokusuna işler. Parçalanan bu fiber parçacıkları solunduğunda sağlıklı olan akciğer hücreleri zarar görür, bu da kansere yol açar. Asbest işçileri eğer sigara da tüketiyorsa sigara dumanıyla etkileşime giren asbest fiberleri bu kişilerin çok daha hızlı bir şekilde akciğer kanserine yakalanmasına sebep olur.

Çevresel maruziyete bağlı olarak kanser oluşumuna neden olan bir diğer etmen ise hava kirliliğidir. Yapılan araştırmalara göre temiz havada yaşayan kırsal kesimlerdeki kişilerin kentlerde oturan kişilere kıyasla akciğer kanserine yakalanma olasılığının daha fazla olduğu sonucu elde edilmiştir. 

#3. Akciğer hastalıkları

Verem, zatürre gibi akciğer hastalıklarının daha sonra akciğer kanserine evrilme riski bulunur. Ayrıca bu hastalıklara yakalanan kişilerin ve daha önce bir kez akciğer kanserine yakalanıp iyileşen bir hastanın ilerleyen dönemlerde tekrardan akciğer hastalığına yakalanma riski oldukça yüksektir.

#4. Kalıtsal yatkınlık

Birinci dereceden yakın akrabalarda kansere yakalanan kişilerin varlığı akciğer kanserinin görülme olasılığını artırmaktadır. Hem sigara kullanan hem de aile öyküsünde kanser vakaları bulunan bir kişi için akciğer kanserine yakalanma riski normal bir insana göre 30 kat daha fazladır.

Sürekli olarak kansere yol açan karsinojen maddelere maruz kalınması sonucunda DNA yapısında hasar meydana gelebilir. Hücrede kanser görülmesine yol açan bu hasarların temelindeyse hücre çoğalmasını kontrol altında tutan genlerin yapısında meydana gelen değişiklikler yatar.

Akciğer Kanseri Belirtileri Nelerdir?

Akciğer kanserine ilişkin belirtiler kanserli hücrelerin konumuna, hangi doku ile organlara yayılmış olduğuna, tümörlerin büyüklüğüne ve kanserin evresine göre çeşitlilik gösterir. Akciğerin üst kısmında kanserli hücrelerin yerleşmiş olduğu yerlerde kötü huylu hücrelerin baskı yapması nedeniyle kol, omuz ağrısı, ses kısıklığı, göz kapağı düşüklüğü oluşabilir. Buna ek olarak merkezi yerleşimli tümörler ise öksürüğe ve nefes darlığına yol açar. Ayrıca bronşların içindeki hava yollarının tıkanması, akciğerlerin hacminin azalması, hırıltılı soluk alıp verme, ses kısıklığı, yutkunma güçlüğü de beraberinde görülen diğer belirtilerdendir.

Akciğer kanseri hastalarının %40’ında tümörün göğüs kafesinin içine yayılmış olmasına bağlı olarak gelişen belirtilere rastlanır. Söz konusu belirtiler tümörün göğüs kafesinin içindeki konumuna ve diğer dokulara yapmış olduğu baskıya göre çeşitlenir. Buna göre tümörün;

  • Boyundaki sinirlere baskı yapmasıyla horner sendromu,
  • Plevraya yani akciğer zarına baskı yapmasıyla plevral efüzyon,
  • Özafagusa yani yemek borusuna baskı yapmasıyla özafagiyal belirtiler ortaya çıkabilir.

Akciğer kanseri hastalarının 1/3’ünde ise tümörlerin göğüs kafesinin dışında metastaz yaptığı görülmüştür. Bu metastas türüne göre;

  • Kemik ağrısı,
  • Kemiklerde kırıklar,
  • Kafa karışıklığı,
  • Kişilik değişimi,
  • Sınırlı nörolojik hasar,
  • Baş uğrısı,
  • Mide bulantısı,
  • Bitkinlik,
  • Giderek kötüleşen ve kronik bir hal almış olan öksürük,
  • Zayıflama ve
  • Bayılma gibi belirtiler ortaya çıkabilir.

Kansere ait tümörler lenf bezlerine yayılacak şekilde bir metastaz yapmış ise muayene sırasında lenf bezleri elle hissedilecek kadar şişkin haldedir.

Tümörler karaciğere yayılarak metastaz yapmış ise karaciğer büyümesi şeklinde bir belirti ortaya çıkar.

Serebral yayılım olacak şekilde bir metastaz halindeyse vücudun tek tarafında duyu azalması veya hareketsizlik ile nöropati görülebilir.

Akciğer kanserinde ortaya çıkan bir diğer belirti olan ateş de karaciğer metastazıyla ilişkili olup balgam ile beraber kendisini gösterir.

Akciğer kanseri oldukça sessiz ilerleyen, sinsi bir hastalıktır. Bu yüzden hastaların %25’inde kanser hiçbir belirti vermeden ileri evreye ulaşmış olur. Çoğu kişi akciğer kanserine yakalandığını farklı bir sebeple röntgen çektirdiğinde öğrenir. Bu nedenle düzenli doktor muayenesi erken teşhis koyulmasında ve hastalığa uygulanan tedavinin başarılı olmasında hayati önem taşır. Akciğer kanserinin metastazı sıçradığı organa göre belirti gösterir. Beyindeki metastaza bağlı olarak nörolojik semptomlar, kemikteki metastazıyla da ağrı şikayetleri ortaya çıkabilir.

Akciğer kanserinin son evresinde hastalığın belirtileri daha da yoğunlaşır. Akciğer kanseri ölüm belirtileri arasında;

  • Solunum zorluğu,
  • Yatağa bağımlılık,
  • Sürekli uyku hali,
  • Sürekli kanlı ve balgamlı öksürük,
  • Bitkinlik,
  • Yüz ve boyunda şişkinlik yer alır.

Akciğer kanseri hastalarının son günlerini incelediğimiz makaleyi incelemeyi unutmayın!

Akciğer Kanseri Nasıl Teşhis Edilir?

röntgen teşhisi

Öncelikle hastanın aile geçmişi, sigara veya pipo kullanım alışkanlığı, geçirmiş olduğu hastalıklar, çevresel ve mesleki olarak maruz kaldığı tehlikeli maddeler sorgulanır. Daha sonra akciğer röntgeni çekilerek kitle aranır. Kanser teşhisi koyma aşamasında akciğerlerdeki mukozadan öksürükle açığa çıkan balgamdaki maddelerin incelendiği balgam sitolojisi yapılır. Bunun ardından biyopsiyle kanser hücrelerinin büyük veya küçük yapıda olup olmadığı tespit edilir. Bu sayede hem kanserin evresi hem de metastaz yapıp yapmadığı görülür. En son uygulanan biyopsi sayesinde kesin olarak akciğer kanseri teşhisi koyulmuş olur.

Akciğer kanseri sessiz ve hızlı ilerleyen bir hastalık olduğu için belirtilerin fark edilmesi zaman alabilir. Bu nedenle düşük orandaki hasta grubuna erken tanı konulabilir. Kanserli hücreler diğer organlara yayılmadan başlangıç evresinde yapılan teşhis, hastanın iyileşmesinde oldukça kritik bir rol oynar.

Sonuç itibarıyla akciğer kanseri yaşam süresi husunda belirleyici olan etmen hastalığa erken teşhis koyulmasıdır. İleri evrelerde hastanın tedaviye olumlu yanıt verme olasılığı oldukça azdır.

#1. Akciğer kanseri görüntüleme yöntemleri

  • Akciğer grafisi: Öncelikle hastanın şikayetleri dinlenip, fiziki muayene yapılır. Ardından teşhisteki ilk adım olan iki yönlü akciğer grafisi çekilir. Ancak akciğer grafisi çoğunlukla tümör tespitinde net sonuçlar veremediği için ardından tomografi de talep edilir.
  • Bilgisayarlı tomografi (BT): Tomografi sayesinde grafide net ulaşılamayan tümörün şekli ve yeri saptanır. Erken evredeki akciğer kanseri teşhisiyle karaciğer, beyin, böbrek üstü bezleri gibi metastazın söz konusu olabileceği diğer organlar da görüntülenmiş olur.
  • Manyetik rezonans görüntüleme (MRI): Manyetik ve radyo dalgalarıyla birlikte bilgisayar aracığıyla akciğeri kesitlere ayırarak görüntüleme yapılır. Bu görüntüleme yönteminde X ışınları kullanılmadığı için radyasyon tehlikesi bulunmaz.
  • Pozitron emisyon tomografi (PET): Kanserli dokularda toplanan şeker molekülüne bağlanmış düşük dozlu radyoaktif bir maddenin kullanımıyla görütüleme yapılır. Kanserli hastalarda tümörün yayılıp yayılmadığının belirlenmesinde ve hangi evrede olduğunun tespit edilip gerekli tedavinin planlanmasında tercih edilen bir yöntemdir.
  • Kemik sintigrafisi: Damar yolu açılıp hastaya radyoaktif maddeler verilir. Böylece kanser hücrelerinin kemiklere yayılıp yayılmadığı saptanır. Özellikle küçük hücreli akciğer kanserinde rutin olarak uygulanır. Büyük hücreli akciğer kanserlerindeyse kemik metastazı şüphesinin bulunduğu hallerde bu yönteme başvurulur.

#2. Akciğer kanseri biyopsi yöntemleri

Akciğer kanseri yalnızca akciğerlerde bulunabilir veya lenf bezleri, kemik ve beyin dahil olmak üzere vücudun diğer bölgelerine yayılıp metastaza yol açmış olabilir. Bu yüzden akciğer kanseri ve kanserli hücre boyutunu belirlemek için akciğerden doku örneği alınır. Biyopsiyle alınan doku mikroskopta incelenir.

Akciğerden doku parçasını almak için kullanılan yöntemler ise şu şekildedir:

  • Bronkoskopi: Bronşlara ve soluk borusuna ağızdan ince ışıklı bir tüp sokulur. Bu tüp sayesinde akciğerdeki hava yolları incelenir ve küçük doku örnekleri alınır.
  • İğne aspirasyonu: Akciğerdeki kanserli kitleden örnek alınması amacıyla yapılır. Bunun için göğüs duvarından iğne ile girilerek kanserli dokudan örnek alınıp mikroskopta incelenir.
  • Torasentez: Akciğeri saran sıvıdan iğneyle numune almak suretiyle kanserli hücrelerin tespitini sağlayan bir yöntemdir.
  • Torakotomi: Bu yöntemde ameliyatla göğüs kafesi açılır. Diğer tüm yöntemler uygun değil ise veya tüm yöntemler ile başarı elde edilemez ise son seçenek olarak tercih edilir.
  • Balgam sitolojisiAkciğerlerdeki mukozadan derin öksürükle çıkan balgamın mikroskopta incelenmesine olanak sağlayan bir yöntemidir.

Akciğer Kanseri Tedavisi Nasıl Yapılır?

kemoterapi

Akciğer kanseri tedavisi hastanın genel sağlık durumu, bulunduğu evre ve kanserli hücrelerin tipi gibi pek çok faktöre bağlı olarak değişkenlik gösterir. Birçok evrede değişkenlik gösteren tedavi yöntemlerinin yanı sıra kişiye özel tedaviler uygulanması da gerekebilir. Bu sebeple tam donanımlı bir hastane ve uzman doktor seçimi oldukça önemlidir. Cerrahi müdahale, radyoterapi, kemoterapi ve akıllı ilaçlarla kanserli hastanın iyileştirilmesi hedeflenir.

#1. Cerrahi müdahale 

Yapılan tetkikler sonucunda kanserin yerleşiminin cerrahiye uygun olduğu tespit edilmişse hastaya cerrahi müdahalede bulunulabilir. Bununla birlikte hastanın ameliyata uygunluğuna karar verilmesine etki eden durumların tespiti için kan testi ve spirometriye (akciğer fonksiyon testi) de ihtiyaç duyulur.

Ameliyatın nasıl yapılacağı kanserli hücrelerin akciğerdeki yerleşimine bağlıdır. Cerrahi operasyon, genellikle akciğerdeki küçük boyutlu dokuların alınması için yapılmakla birlikte bazı hallerde akciğerin tüm lobu alınır ve buna lobektomi adı verilir.

Sağ veya sol akciğerden biri alınırsa yapılan operasyona pnomonektomi adı verilir. Bazı tümörler ise akciğer üzerindeki yerleşimi, boyutu, kanserin evresi ve hastanın genel sağlık durumu nedeniyle ameliyat edilemez.

#2. Kemoterapi

Kemoterapi ile kanser hücrelerinin ilaçla yok edilmesi amaçlanır. Kemoterapi genellikle iki ilaçtan oluşur ve bu ilaçlar hastaya bu konu üzerine özel eğitim almış hemşireler tarafından verilir. Kemoterapinin verilme sayısı ‘’kür’’ şeklinde ifade edilir ve genellikle 21-28 günde bir tekrarlayacak şekilde düzenlenir. Akciğer kanserinde kemoterapi genellikle damardan sıvı şeklinde hastaya verilirken bazı hallerde ağızdan hap olarak da verilebilir. Çoğunlukla ayakta tedavi merkezlerinde uygulanmakla birlikte hastanın durumundaki olumsuzluk veya ilaçların ağırlığına göre kemoterapinin yatarak verildiği vakalar da mevcuttur.

Her kemoterapi kürü sonrasında hastalar onkoloji polikliniğinde kontrol edilir. Hastanın rutin muayenesi yapılır, şikayetleri dinlenir, ilaçların yan etkileri sorgulanır. Ayrıca kemoterapinin diğer organlara zarar verip vermediğinin araştırılması için bazı kan tahlilleri yapılır.

Kanserli hastanın ameliyattan sonra kaç kür kemoterapi alacağı genel sağlık durumu, yaşı ve kanserli hücrenin özelliklerine göre belirlenir. Kemoterapi kürlerine çoğunlukla ameliyattan sonraki 3 hafta içinde başlanmasına karar verilir. Günde 12 saatten fazla süre boyunca yatağa bağlı bir şekilde yaşayan hastalara kemoterapi kürü yapılması uygun değildir. 

#3. Radyoterapi

Radyoterapi, yüksek enerjili ışınla kanserli hücrelerin yok edilmesini amaçlayan bir tedavi yöntemidir. Kanserli hücrelerin yoğunlaştığı sınırlı bir bölgeye uygulanır. Çoğunlukla ameliyatla kanserli hücrenin alınmasından önce ışınla yok edilmesinin hedeflendiği hallerde başvurulan bir yöntemdir.

Doktorlar tarafından kemoterapiyle eş zamanlı olarak hastaya uygulanmasına karar verilir. Ameliyat edilemeyen, metastazın 1. evresinde bulunan, geniş bir alana yayılmamış haldeki kanserli hücrelerin öldürülmesine yönelik uygulanan bir işlemdir. İlerlemiş evredeki kanser hastalarında nefes darlığı ve şiddetli ağrı gibi yan etkilere yol açtığından tercih edilmez. 

#4. Akıllı ilaçlar ve akıllı molekül tedavisi

Son yıllarda geliştirilen bir tedavi yöntemidir. Büyük hücreli akciğer kanser türünde kapsamlı bir patolojik araştırma yapılır. Araştırmadan elde edilen sonuca göre yassı hücreli olmayan tümörlerin yok edilmesi için akıllı ilaçların kullanımına karar verilir. Akıllı molekül tedavisinde ilaçlar ağız yoluyla hastaya verilir.

Akıllı ilaçların küçük hücreli akciğer hastalarının tedavisinde kullanılması mümkün değildir. Genel olarak ileri evredeki kanserli hastalar için akıllı molekül tedavisi uygulaması tercih edilir. Bu evredeki hastalar için düzenlenen tedavinin ilk basamağı olarak görülür.

#5. Aşı tedavisi

Özellikle son 5 yıldır immünoterapi olarak da adlandırılan akciğer kanseri aşısı, akciğer kanseri tedavisi için uygulanan yöntemlerden bir diğeridir. Kemoterapi ilaçlarına kıyasla daha az yan etkiye sahip olması önemli bir tercih sebebidir. Özellikle Amerika’da tercih edilen bir tedavi yöntemidir.

Akciğer kanseri aşısının yapılabilmesi için öncelikle hastaya bazı tahliller yapılır. Kanserin evresi ve kanserli hücrelerin türünün belirlenmesiyle birlikte aşıyla tedavi sürecine başlanır. Bulantı, kusma gibi kemoterapideki yan etkiler aşıda bulunmaz. Bazı hallerde tiroit bezinde geçici olarak inflamasyona yol açtığı görülmüştür. 4. evredeki kanser hastalarının yaşam süresinin uzatılmasını hedefleyen bir tedavi yöntemidir. 

#6. Bitkisel tedavi

Akciğer kanserinde bitkisel tedavi mümkün mü? Isırgan otu, kudret narı, kırk kilit otu, ebegümeci, kuru üzüm, taze üzüm çekirdeği gibi bitkilerin tüketilmesinin kanserin olumsuz etkileri yok etmeye yardımcı olduğu bilinmektedir.

  • Yoğurt otu, kırk kilit otunun kaynatılmasıyla elde edilen bitki çaylarının her gün tüketilmesi akciğer kanseri hastaları için yararlıdır.
  • Güçlü bir antioksidan olan sarımsağın her gün tüketilmesi önerilir.
  • Reishi mantarı, yeşil çay, çörek otu yağı, zerdeçal ve çin geveni de kansere karşı yararlı olan bitkiler arasındadır.
  • Akciğer ve solunum yolları için yararlı olan diğer bitkiler ise adaçayı, şalgam tohumu, tere otu, çekirdekli siyah üzüm,ebegümeci, ısırgan otu, anason, defne, keçiboynuzu, limon, hünnap, zahter ve lavantadır.
  • Keçiboynuzu pekmezi ile taze sıkılmış havuç suyunun da akciğer kanserine yararlı olduğu bilinir.
  • Akciğer kanseri nedeniyle oluşan nefes darlığının hafifletilmesi için taze nane, sığır kuyruğu otu, güveyiotu, kekik, meyan kökü ve okaliptus oldukça yararlıdır. Bu bitkiler sayesinde solunum yolları ferahlatılır, akciğeri saran mukus tabakası yumuşatılıp tahriş olması engellenir. Akciğer dokusunda sigaraya bağlı olarak oluşan toksinler dışarı atılır. Soluk borusundaki düz kaslar gevşetilir ve akciğere oksijen alınımını engelleyen tıkanıklık giderilir.
  • Kekik solunum yollarındaki tıkanıklığı giderir. Ayrıca antibiyotik ve anti inflamatuar özellikte bir bitkidir. Bu sayede sigara tüketimiyle yıpranmış ve toksinle dolu olan akciğerlerin temizlenmesine yardımcı olur. Kekik, ısırgan tou ve ebegümeciyle birlikte çay olarak demlendiğinde daha yararlıdır.

Akciğer kanserine iyi gelen bitkisel kür tarifleri ise şu şekildedir:

  • Isırgan otu ve ebegümeciyle kanseri iyileştiren bir kür hazırlanabilir. Yarım litre kaynar suda 5 gram ısırgan otu ve 5 gram ebegümeci 4 dakika boyunca haşlanır. Süzüldükten sonra suyu aç karna 1 çay bardağı kadar tüketilir. Bu kürün yıl içinde en az iki defa olmak üzere 1 ay boyunca haftanın 4 günü yapılması gerekir. Söz konusu süreler sigara içen ve henüz kansere yakalanmayan kişiler için yeterlidir. Ancak akciğer kanseri hastası olan bir kişinin bu kürü yılda 2 defa, 3 ay boyunca, 1 su bardağı ölçüsünde tüketmesi gerekir.
  • Çam kabuğu (pycnogenol), kanser hastalarının kan değerlerinin normal seviyelere gelmesine katkı sağlar. Sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez tüketilmesi bu açıdan faydalı olur.
  • Her gün sabah ve akşam günde iki defa olmak üzere çekirdekleriyle birlikle siyah üzüm ve taze üzüm tüketilmelidir.
  • 200 gram ölçülü çörek otuyla bal karıştırılıp günde 3 yemek kaşığı kadar her gün düzenli olarak tüketilir. Bu sayede hastanın ihtiyacı olan bağışıklık sistemi güçlendirilir.
  • 100 gram kekik, 50 gram çörek otu, 30 gram sinameki ve 40 gramlık misvak karıştırılıp kaynatılır. Kaynaşan karışımın çıkardığı buhar 1 dakika boyunca solunur. Elde edilen bitki çayı her gün 3-5 bardak kadar tüketilir.
  • 50 gram tere otu, 50 gram şalgam tohumu, 100 gram ısırgan tohumu ve 1 kilo bal karıştırılıp macun kıvamına getirilir. Bu macun günde 3 yemek kaşığı tüketilir.

Kaynaklar:

Kaynak 1

Kaynak 2

Kaynak 3

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.