Ana sayfa Genel Sağlık Ruh Sağlığı Aşırı Kıskançlık Hastalığı

Aşırı Kıskançlık Hastalığı

29
0
PAYLAŞ
kıskançlık normal bir duygu ama aşırı ve orantısız tepkiler kabul edilemez.

Biz her ne kadar onları birbirlerinden ayrı düşünsek de duygularımız ve bedenimiz ayrılmaz bir bütün. Duygusuz bir bedene “insan” demenin imkansızlığı gayet açık. Hatta “insanı diğer canlılardan ayıran en belirgin özellik nedir?” diye sorsak pek çok kişi “duyguları olması” diye cevap verir. Ama bugün biliyoruz ki, hayvanların da duyguları var. Sakın “onlarınki duygu değil, içgüdü” demeyin. Hiçbir hayvanın ölene kadar bir insanın mezarı başında beklemesini sağlayan içgüdüsü olamaz. Kaldı ki insanın da içgüdüleri vardır. Yeni doğan bir bebek, annesi onu göğsüne yaklaştırdığında memesini bulup emmeye başlar hemen. Kimse ona orada süt olduğunu öğretmemiştir oysa. Öte yandan, eşini çok sevdiği için yiyen bir arslana da rastlayamazsınız doğada. Laf lafı açtı, nerelere geldik ama iyi ki de geldik. Çünkü bugünkü konumuz tam da bu aslında; kıskançlık. Duygu mu – içgüdü mü, bilir miyiz – öğrenir miyiz, iyi mi – kötü mü, nerden gelir, nereye gider?

Kıskançlık Nedir?

Sözlük anlamına bakacak olursak kıskançlık, “bir kimse bir üstünlük gösterdiğinde veya sevilen birisinin, başkası ile ilgilendiği kanısına varıldığında takınılan olumsuz tutum, günücülük, hasetçilik, hasetlik, hasutluk” anlamına geliyor. Kıskançlık dendiğinde hepimizin aklında bir takım kalıplaşmış sözler, düşünceler belirir.

Bizim toplumumuzda “seven kıskanır”, “insan sevdiğini kıskanır” bu kalıpların en sık kullanılanı olsa gerek. Yani kıskançlığı daha çok kadın-erkek ilişkisi çevresinde tanımlama eğilimindeyiz. Oysa sözlük anlamında dikkat çeken nokta, “…üstünlük gösterdiğinde…”. Birinin diğerine üstünlük göstermesi, diğerinin üstünlük gösterememesi, daha aşağıda kalması anlamını da içeriyor. Bunda bir tuhaflık yok aslına bakarsanız. Dünyanın her yerinde birileri birilerine “üstünlük” gösterir. Biri daha güzeldir, biri daha zengindir, biri daha başarılı, daha sevimli, daha komik, daha şık, daha neşeli… Bunların üstünlük olup olmadığı tartışılır belki ama birilerinin bunu böyle algıladığı ve kıskançlık duyduğu tartışılmaz.

Nitekim kardeşler arasında baş gösteren kıskançlığın da böyle bir algıdan belki de algı yanılsamasından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Zaten kıskançlık tek başına ve bütün yönleriyle yanlış, kötü, olumsuz, zararlı bir duygu da sayılamaz. Kökenine bakacak olursak, Yunanca zelos (jealous) kelimesinden türemiş, rekabet ve gayret anlamında bir kavram olduğunu görürüz. Yanlışlık kıskançlığın ifade biçimlerinde görülür. Kıskanç doğmayız. Hangi durumlarda kimleri kıskanmamız gerektiği bize öğretilir.

Sözün özü; farklı dinamikleri olan, değişik biçimlerde ifade edilen ve aslında durumla değil kişinin algısıyla birlikte ortaya çıkan, karmaşık bir tutumdur kıskançlık. Yaygın olarak kadın-erkek ilişkilerinde ve çocuklarda görülen haliyle tartışılan kıskançlık aslında çok daha fazla ilişki türünde karşılaşılan bir durum.

Aşırı Kıskançlık Nedir?

Kıskançlık, her insanın içinde kırıntıları olan bir duygu. İçinde kuşku, güvensizlik, acı, korku, endişe, küçük düşme, aşağılanmış hissetme gibi onlarca başka duyguyu da barındırır. Dışardan bakan biri bu duyguları kolay kolay fark edemez. Zaten kişi kendisi de bu duygulara çok hakim olamaz. Fakat bu duygular öfke, şiddet, bağırma, ağlama gibi davranış biçimleriyle ifade edildiğinde, kıskançlık görünür hale gelir. Aşırı kıskançlık ise patolojik bir durumdur. Yani hastalıklı.

Kardeşler, eşler, iş arkadaşları, okul arkadaşları, gelin-kaynana… Birbirini tanıyan ve ortak paydaları olan insanların birbirlerini kıskanmaları, bir yere kadar anlaşılabilir bir durum. Taraflar bir şeyleri ya da birini paylaşmak zorundadırlar ve genellikle haksızlığa uğradıklarını düşünürler. Birbirlerinin gözünü oymadıkları sürece tatlı bir rekabet hayatın tadı-tuzu olabilir. Hatta bu rekabet mesleki ve akademik başarının itici gücü de olabilir. Eğer kişi enerjisini bu rekabetten başarılı çıkmak için kendini geliştirmek, değiştirmek ve böylece kendisine ve çevresindekilere faydalı olmak için değil de, karşısındakinin ayağını kaydırmak, saf dışı bırakmak, onu cezalandırmak için tüketirse, uzun vadede bundan en büyük zararı kendisi görecektir.

Aşırı kıskançlık tepkisi için her zaman gerçek bir tehdit unsuru söz konusu olmayabilir. Eski bir ilişki ya da kişinin kafasında kurduğu, gerçekte olmayan bir ilişki de, hastalıklı bir biçimde aşırı kıskançlık tepkisine sebep olabilir.

Aşırı Kıskançlık Neden Olur?

Kıskançlık genellikle şu 2 durumda ortaya çıkar;
1. Kişi biriyle arasındaki ilişkiyi ve buna bağlı kazanımlarını kaybetme korkusuyla ya da
2. Benliğine yönelik bir tehdit algısıyla kıskançlık hissedebilir.

Örnek vermek gerekirse; çocuk, bir kardeşi olacağını öğrendiğinde anne-babasıyla arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkiye bağlı kazanımlarını (sevgi, ilgi, yeni oyuncaklar vs.)kaybedeceğini düşünür. Çocuk aklı için mantıklı bir düşünce olduğunu kabul etmeliyiz. Fakat gerçekte anne-babalar bütün çocuklarını severler ve her birinin hakkı onların yüreğinde saklıdır. Eğer bunu çocuğa anlayabileceği bir dille anlatır, güven duymasını sağlar, davranışlarınızla size olan güvenini pekiştirirseniz, ve onu bu sürece dahil ederseniz çocuğun kıskançlığı alevlenmeden söner.

Bir de tersini düşünelim; kardeş haberini alan çocuk sürekli tersleniyor, ayak altında dolaşmaması isteniyor, “pabucunun dama atıldığı” söyleniyor, “kıskanıyor mu? ”, “ aa tabi kıskanıyor, bak nasıl da ağlıyor” sohbetleri yapılıyor ve kimse ona neler olup bittiğini anlatmıyor, ne hissettiğini sormuyor. Bu durumda kendisini çok güvensiz hissetmeye başlayan çocuğun, annesinin karnını tekmelemesine, durup dururken ağlama krizi geçirmesine, yatağını ıslatmasına hiç şaşmamak gerekir.

Benliğe yönelik tehdit algısıyla ilgili örneğimiz de kadın-erkek ilişkilerinden olsun. Birbirini seven, saygı duyan yetişkin iki insan. Adam eşinin çok güzel olduğunu düşünüyor. Zaten ilk başta onun güzelliğine hayran olmuş. Ne zaman birlikte bir yere gitseler, eşinin dikkatleri üzerine çektiğinin farkında. Serde “erkeklik” var, kıskanıyor tabi. Ama o kendine güvenen, medeni ve olgun bir erkek, duygularını kontrol edebilir. Ailesinden böyle öğrenmiş. Hoşuna gitmeyen bir şey olursa, bunu eşiyle konuşabilir. Birlikte olmanın tadını çıkarıyorlar.

Gelelim diğer birbirini seven çiftimize. Adam daha evden çıkmadan başlamış zaten; etek boyu, ayakkabının topuğu, saçı, makyajı. Sevdiği kadının dikkat çekmesini istemiyor. Çünkü eğer kadın dikkatleri çekerse, adam kadının yanında silik kalabilir. Ağzı da pek laf yapmaz zaten, susar kalır adam. O zaman sevdiği kadın onu başkalarıyla kıyaslamaya başlar. Kendisine olan ilgisini kaybeder. Belki de artık onu sevmez. Adam eşinin başkalarıyla ilgilenmesini kendisi için tehdit olarak algılıyor. Ailesi de onu “erkek adam” olarak yetiştirmiş zaten, bu değeri kaybetmeyi göze alamaz. Bu durumda ne yapıp edip, kadının insan içine çıkmasını engellemeli. En azından adamın şartlarıyla çıkmalı.


Dikkat ettiyseniz şimdiye kadar yaptığımız tanımlar ve verdiğimiz örnekler, kişinin sahip olduklarını kaybetme korkusuna işaret ediyor. Bir de kişinin sahip olmadıklarını istemesi durumunda hissettikleri var. Dilimizde “haset” kelimesiyle tanımlanan bu durumda kişinin kaybetmekten korktuğu bir şeyden söz edilemez. Ama kazanması, sahip olması gereken şeyler vardır; onun arabası, onun saçları, onunki gibi bir eve, onun arkadaşları. Kıskançlığın sebebi 3. bir kişiyken, hasetin sebebi ise bir nesne ya da bir özellik olarak karşımıza çıkar. Haset ve kıskançlık sıklıkla karıştırılır ve birbiri yerine kullanılır.

Araştırmacılar bu karışıklığı engellemek için,
– Sosyal ilişki kıskançlığı / kıskançlık
– Sosyal karşılaştırma kıskançlığı / haset
şeklinde bir sınıflandırma yapmayı uygun bulurlar.

Psikolojik bir olgunun, hastalık olarak kabul edilip tedavi gerektiğine karar vermek için gerekli kriterleri hatırlayalım; vücut bütünlüğüne, işlevselliğe ve sosyal ilişkilere zarar veriyor olmalı. Bu da demektir ki, aşırı kıskançlık, sebebi ne olursa olsun tehlikeli bir duygudurum bozukluğu ve mutlaka tedavi edilmeli.

Aşırı Kıskançlığın Tedavisi Nasıl Yapılır?

Kişi çoğu zaman, kıskançlığının farkında olmaz. O bunun kıskançlık değil, sevgi olduğunu savunur. Verdiği tepkilerin normal hatta kendisinin hakkı olduğunu düşünür. Ne yazık ki çoğu zaman adli bir sorun çıkmadan kişinin hastalığının farkına varılamaz. Tedavi bilişsel davranışsal terapilerle gerçekleşir. Kritik vakalarda ilaç tedavisi de uygulanır. Terapilere eşlerin birlikte katılması, hastanın düşünce sisteminde yapması gereken değişikliklere daha kolay ve çabuk adapte olmasını sağlıyor. Öncelikle kişinin aşırı kıskançlık rahatsızlığını fark etmesi sağlanıyor. Sonrasında ise kıskançlık düşüncelerini nasıl kontrol edeceğini öğrenmesi. Şüphe durumunda nasıl davranması gerektiğini öğreniyor. Hastalık patolojik evrelere kadar ulaştıysa, yani terapi ile giderilemeyecek kadar ilerlediyse, TMS cihazları ile manyetik şoklama tedavisine de başvurulabiliyor.

Şimdi bu öğrendiklerimiz ışığında, başta sorduğumuz “insanı diğer canlılardan ayıran en belirgin özellik nedir?” sorusunu tekrarlayalım. Anlaşılan o ki, bu sorunun tek bir cevabı yok. Ama cevaplardan biri mutlaka “kontrol”. İnsan duygularını, düşüncelerini fakat en önemlisi davranışlarını kontrol edebildiği derecede diğer canlılardan farklı olduğunu ortaya koyabilir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here