Ana sayfa Yaşam Bitkisel Tedavi Aşırı Tüylenme İçin 7 Doğal Tedavi Yöntemi

Aşırı Tüylenme İçin 7 Doğal Tedavi Yöntemi

301
0
PAYLAŞ

Pek çok sebebe bağlı olarak ortaya çıkan aşırı tüylenme, özellikle kadınlar için çok can sıkıcı bir durumdur. Bu yazımızda kısaca aşırı tüylenmenin sebeplerine değinerek, doğal tedavi yöntemlerinden söz edeceğiz.

Aşırı Tüylenme Nedir, Sebepleri Nelerdir?

Her insanın vücudu, ayak tabanları ve avuç içleri hariç olmak üzere tüylerle kaplıdır. Gözle görülemeyecek kadar zayıf yapıdaki bu tüyler erkeklik hormonu androjenler tarafından uyarılır ve kıl kökleri tarafından üretilirler. Erkeklik hormonuyla ilgili olan tüy oluşumu, erkeklerde doğal olarak daha yoğun ve tüylerin yapısı da daha kalın, renkleri daha koyu ve uzama eğilimleri daha fazladır. Kadınlarda koltuk altı, genital bölge ve bacaklarda görülen, vücudun diğer bölgelerindekilere nazaran daha sert ve koyu renkli kıllar normal kabul edilirken, erkeklere özgü bölgelerde yani üst dudak, çene, göğüs bölgesi ve göbek çevresindeki kıllanma, kadınlar için aşırı tüylenme – kıllanma (hirsutismus) olarak nitelendirilir.

Erkeklik hormonu androjenlere duyarlı olan ve “erkek tipi” olarak tanımlanan, sakal, bıyık, kulak ve burun içi, göbek çevresi ve göğüs bölgesinde kıllanma şikayeti olan kadınlarda ilk akla gelen doğal olarak hormonal bir bozukluktur. Diğer yandan aşırı tüylenme sebepleri arasında;

  • Aileden gelen yatkınlık,
  • Polikistik over (PCO), aşırı kıllanmanın %95 oranında, en fazla görülen sebebidir,
  • Cinsiyet hormonlarına ait fonksiyon bozuklukları,
  • Hipofiz, Tiroid ya da böbrek üstü gibi salgı bezlerine bağlı hastalıklar,
  • Yumurtalıklara ait hastalıklar,
  • Bazı yumurtalık tümörleri,
  • Hiperinsülinemi (insülin direnci),
  • Hermafrodit (çift cinsiyet)

sayılabilir.

Aşırı Tüylenme İçin Uygulanabilecek Doğal Tedaviler Nelerdir?

Aşırı tüylenme, ciddiye alınması gereken bir sorundur ve mutlaka sebebi tıbbi olarak araştırılmalıdır. Uzman doktor tarafından yapılan muayene, tahlil ve tetkikler sonunda, herhangi bir hormonal bozukluğa rastlanmazsa, estetik olarak rahatsızlık veren tüylerden kurtulmak için değişik kozmetik tedaviler ya da epilasyon yöntemlerine başvurulabilir ya da doğal yollarla tüylerden kurtulmaya çalışmak denenebilir. Aşırı tüylenmeyle direk ilişkisi olan cinsiyet hormonları, bazı bitkisel besinlerde de doğal olarak bulunurlar. Bitkisel kaynaklı bu östrojenlere, Fitoöstrojen adı verilir ve pek çok farklı gruba ayrılırlar. Aşırı tüylenme ile fitoöstrojenler arasındaki ilişki konusunda yapılan araştırmalar -henüz sayıca fazla olmasa da- fitoöstrojen yönünden zengin bitkisel gıdalarla beslenen kişilerde kalp – damar hastalıkları, osteoporoz, göğüs, prostat ve barsak kanserlerinin daha az ortaya çıktığını ve kadınlarda menopoz sonrası östrojen yetersizliğine bağlı şikayetlerin daha az ve hafif yaşandığını göstermiştir. Her bir fitoöstrojen grubu doğada farklı bir bitkide, farklı yoğunluklarda bulunur.

1. Soya Fasulyesi

İzoflavon grubu fitoöstrojenler bakımından en değerli besin maddesi, en değerli bitkisel östrojendir. Düzenli olarak ve yeteri kadar tüketilerek, östrojen azlığına bağlı olarak ortaya çıkan aşırı tüylenme sorununa çözüm olabilir. Tüm dünyada soya fasulyesinin işlenmesi ile elde edilen ürünler en çok kullanılan izoflavon kaynaklarıdır. Bu ürünlerin başında soya unu, tofu, soya sütü, soya yoğurdu ve soya şehriyesi gelir. Soya fasulyesinde yüksek miktarda bulunan izoflavon grubu bitkisel östrojenler, hem kadınlarda hem de erkeklerde üreme sisteminin işleyişinde, kemik ve cilt sağlığında, kalp-damar sisteminde ve bazı kanser türlerinde vücudu korumada önemli görevler üstlenirler. Östrojen salgısını dengeleyerek ilerleyen yaşla birlikte östrojen azalmasına bağlı olarak bu sistemlerde meydana gelen yavaşlama ve hastalıklara karşı koruma sağlarlar. Aynı zamanda çok kuvvetli bir antioksidan olan fitoöstrojenler, soya fasulyesini antioksidan bakımından da çok zengin bir besin haline getirir. Orta yaşlardan itibaren düzenli olarak soya proteini tüketmek kadınları menopoz sonrası ortaya çıkan kemik erimesine karşı korur, kötü kolesterolü (LDL) %12 düşürür, iyi kolesterolü (HDL) artırır, kalp – damar hastalıklarından korur, menopozda görülen sıcak basması, terleme, sinirlilik gibi şikayetleri azaltır. Öte yandan, fitoöstrojenler meme kanserine karşı koruyucu etkiye sahip olmakla birlikte, meme kanseri tanısı konmuş kadınlara verilmez. Bu nedenle soya fasulyesi proteini gıda desteği olarak kullanılacaksa mutlaka bir doktora danışmak ve miktarını belirlemek gerekir.

2. Bezelye

Magnezyum, demir ve potasyum mineralleri bakımından da zengin olan bezelye, östrojen seviyesinin artıran değerli bir fitoöstrojen kaynağıdır. Mevsiminde taze olarak yenebilen bu değerli sebze, kış aylarında dondurulmuş, kurutulmuş ya da konserve halinde tüketilebilir.

3. Kuru Meyveler

Özellikle kuş üzümü, kuru üzüm gibi küçük taneli kurutulmuş meyveler de iyi birer  fitoöstrojen kaynağıdır. Erik, kayısı, dut gibi meyvelerin kuruları da hem kandaki östrojen seviyesini düzenler hem de tatlı isteğini bastırmak için sağlıklı bir tercihtir. Ara öğünlerde 1-2 tane kuru erik ya da kayısı, 1 çorba kaşığı dolusu kuru üzüm tek başına tüketilebileceği gibi, yoğurtla birlikte tüketilerek daha besleyici bir öğün haline de getirilebilir. Öte yandan, kurutulmuş meyvelerde su olmadığı için içerdikleri şeker oranının taze meyvelere oranla daha yüksek olduğunu da akıldan çıkarmamak gerekir.

4. Keten Tohumu Yağı

Bilinen en kıymetli bitkisel Omega 3 kaynağıdır. Omega 3 yağ asitlerinin ise bağışıklık sisteminden kalp – damar hastalıklarına, pek çok kanser türünden diyabete kadar pek çok sağlık sorununda koruyucu ve tedavi edici özellikleri olduğu günümüzde bilimsel olarak ispat edilmiş bir gerçektir. Keten tohumu yağında yüksek oranda bulunan Omega 3, hormon seviyelerinin düzenlenmesi bakımından da son derece faydalıdır. Keten tohumu yağı, ısıtılarak tüketilirse Omega 3 yağ asitlerinin faydalı etkileri azalır. Ayrıca keten tohumları tane halinde yendiğinde de barsaklardan direk olarak dışarı atılır. Bu yüzden en doğru kullanım şekli öğütülerek, günde 1-2 tatlı kaşığı yemektir. Soğuk yemeklere, salatalara, meyve salatalarına ve yoğurda katarak da yenebilir.

5. Balık Yağı

Hayvansal gıdalar içinde en değerli Omega 3 kaynağıdır. Hormonlara bağlı olarak gelişen metabolizma hastalıklarına karşı en iyi koruyucudur. Zaten etkisi hastalıkları tedavi etmekten çok önlemek ve ağrı, ateş, iltihap gibi şikayetleri ortadan kaldırmaya yöneliktir. Keten tohumu gibi balık yağı da ısındıkça etkisi azaldığından, en etkili şekli soğuk olarak tüketmektir. Haftada en az 2 öğün, kendisi yağlı balık yiyen sağlıklı kişilerde insülin salgısının işlevini daha sağlıklı gerçekleştirdiği ve bu bireylerde tip II diyabet oluşumunun geciktiği gözlenmiştir. Balık yemenin mümkün olmadığı durumlarda bir hekime danışarak dozu ayarlanmak üzere, balık yağı tabletleri de kullanılabilir. Hormonların sağlıklı üretilebilmeleri ve kanda yeteri miktarda bulunmaları, kadınlarda görülen aşırı tüylenmenin de önüne geçecektir.

6. Zeytinyağı

Bilim insanları metabolizma ve salgı bezi hastalıklarının bu kadar yaygınlaşmasını beslenme alışkanlıklarındaki pek çok değişimle birlikte, zeytinyağı kullanımının eski çağlara oranla büyük ölçüde azalmasına bağlıyorlar. Zeytinyağında vücudumuzun sağlıklı işleyişi için gerekli olan ve mutlaka besinler yoluyla alınması gereken temel yağ asitlerinden Omega 3  yeteri kadar bulunur. Temel yağ asitleri aynı zamanda, yağda çözünen E vitamininin sentezlenmesi için de gereklidir. Ve E vitamini salgı bezleriyle üreme organlarının sağlıklı işleyişi için çok gereklidir. Zeytinyağını piyasada çok çeşitli formlarda bulmak mümkün Fakat burada bahsedilen faydaları için mutlaka sızma ve soğuk sıkım olması gerekir çünkü zeytinyağı ısıtıldıkça değerini kaybeder. Tabi zeytinyağının da sonuçta bir yağ olduğunu unutmadan, günde 1 yemek kaşığını aşmayacak şekilde tüketilmesi de önemlidir. Diğer yağları azaltarak, ağırlığı zeytinyağına verebilirsiniz. Yemeklere, piştikten sonra eklemek daha doğrudur.

7. Hafif Egzersizler

Sağlıklı bir hayat sürmek için dengeli beslenme kadar sportif faaliyetlerin de önemli ve gerekli olduğunu artık çok iyi biliyoruz. Hareketsiz bir yaşam tarzı vücudun işleyişi için ne kadar zararlıysa, ağır egzersiz programları da östrojen seviyesinde azalmaya sebep olabileceği için o kadar zararlıdır. Aşırı egzersiz sonucu gereğinden çok yağ kaybeden kadınlarda östrojen üretimi daha zor ve yavaştır. Hafif ya da orta seviyede ama düzenli egzersizler yapmak ise, östrojen dengesini korur.

Hastalıklardan korunmak her zaman, hastalıkların sebep olduğu şikayetleri ortadan kaldırmaktan daha kolay ve etkilidir. Aşırı tüylenmeye sebep olan hastalıklardan korunmak da tüylerden kurtulmaya çalışmaktan çok daha kolaydır. Dengeli, düzenli ve işlenmemiş, mümkün olduğunca doğal gıdalarla beslenmek, hafif bir egzersiz programını alışkanlık haline getirmek ve düzenli olarak sağlık kontrollerini yaptırmak, hastalıklardan korunmak için yapılabilecek en etkili davranışlardır. Yazımızın başında, kadınlarda erkeklik hormonunun üretimini artırarak aşırı tüylenmeye yol açan sebepler arasında ilk sırada polikistik over hastalığını saymıştık. Üreme çağındaki kadınlarda kısırlığa da sebep olan bu hastalığın erken teşhisiyle ilerlemesi durdurulabilir ve medikal olarak etkili biçimde tedavi edilebilir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here