Ana sayfa Genel Sağlık Ruh Sağlığı Davranış Bozukluğu

Davranış Bozukluğu

68
0
PAYLAŞ
Davranış Bozukluğu Nedir?

Kontrol dışı davranışları tek bir başlık altında toplayan davranış bozukluğu, toplumsal normları ihlal eden ya da diğer kişilerin temel haklarını gasp eden nitelikte davranışlardan oluşur. Bu tür davranışlar genellikle kanun hükmünde suç sayılan hareket ve tutumlardan oluşur. Yalan söyleme, şiddet, saldırganlık, mala zarar verme ve buna benzer hareketleri bünyesinde barındıran davranış bozukluğunun sıklığı ergenlik ve çocukluk döneminde çocuklar tarafından yapılan davranışlardan çok daha öte bir durumda olur. Davranış bozukluğu olan kişiler yaptıklarından dolayı pişman olmasa da davranışlarının aşırılığını kabul edebilir. Genellikle anti sosyal kişilik bozukluğu tespit edilen bu kişilerin, yaptıklarının sonuçlarına karşı vurdumduymaz ve hissiz oldukları görülür.

Davranış bozukluğu sık karşılaşılan ve ergenlerin %15’inde görülen bir durum olup, nitelikli hırsızlık, tecavüz ve saldırı özellikle ergen erkeklerde görülür. Çeşitli durumlarda ömür boyu davranış bozukluğuna sahip olan kişiler olsa da bu durumun geçici olduğu da görülür.

Davranış Bozukluğunun Belirtileri Nelerdir?

  • Korkutma, göz dağı verme, kabadayılık ve üstünlük taslama.
  • Dövüş ve kavga başlatmak.
  • İnsanlara karşı fiziksel olarak acımasız bir şekilde davranmak.
  • Çeşitli nesneler kullanarak insanlara zarar vermek ve onları ciddi bir şekilde yaralamak.
  • Yangın çıkarmak.
  • Hayvanlara acımasız bir şekilde fiziksel olarak zarar vermek.
  • Silahlı ya da silahsız soygun yapmak, hırsızlık.
  • Cinsel tacizde bulunmak.
  • Bir başkasının eşyasına zarar vermek.
  • Haneye ya da mülke izinsiz girmek.
  • Çıkar doğrultusunda yalan söylemek.
  • 13 yaşından beri ailelerin yasaklamasına rağmen geceleri dışarı çıkmak, kurallara aykırı davranmak ve okuldan kaçmak.
  • 18 yaşından itibaren antisosyal davranışlar göstermek.

Bu davranışlardan bir ya da birkaçı 6 ay ya da 1 sene içinde görüldüğü takdirde kişiye davranış bozukluğu tanısı konulur. Davranış bozuklukları arasında karşıt olma karşı gelme bozukluğu, davranış bozukluğu, antisosyal kişilik bozukluğu ve psikopati gibi çeşitler bulunur.

Davranış Bozuklukları Nelerdir?

1. Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu

Karşıt olmak karşı gelme bozukluğu çocukluk ya da ergenlik döneminde ortaya çıkan bir davranış bozukluğu olup aileye karşı gelme, kuralları yok sayma, inatçılık ve tartışmacı bir tutum gösterme gibi belirtilere sahiptir.

Bu tür davranışlar her ne kadar gelişimsel açıdan ergenlik döneminde görülüyor olsa da uzun süre boyunca devam etmediği takdirde davranış bozukluğu olarak nitelenemez. Bu kişiler davranışları yüzünden gündelik ve sosyal hayatta olumsuz etkilenir. Şimdi sizlere karşıt olma karşı gelme bozukluğu rahatsızlığında tanı koyma kriterlerini anlatacağız.

  • Sık sık huysuzlaşma ve hiddetlenme,
  • Sık sık büyükleri ile münakaşa etme,
  • Büyükleri tarafından istenmiş olan şeyleri yapmama, kurallara etkin bir şekilde karşı gelme ya da kuralları doğrudan reddetme,
  • Bir başkasını isteyerek kızdırma,
  • Yapmış olduğu yaramazlıkların ardından bir başkasını suçlama,
  • Çabuk darılma, alınganlık gösterme ve bir başkası tarafından kolay bir şekilde kızdırılma,
  • Çoğu zaman gücenme ve kızgın olma,
  • İntikam duygusuna ve kine sahip olma.

Karşıt olma karşı gelme bozukluğu tanısının koyulabilmesi için dört ya da daha fazla kriterin bir arada altı ay boyunca bulunması gerekir.

Karşıt olma karşı gelme bozukluğu ailenin çocuğa karşı tutumu ve aile ortamının niteliğiyle yakından ilgili olur. Ailenin esnek ve kuralsız tutumları sonucunda ortaya çıkabileceği gibi ailenin katı ve sert bir ortam yaratması halinde de karşıt olma karşı gelme bozukluğu ortaya çıkabilir.

Anne ve babaların çocukları için birbirlerinden farklı kurallar koyması halinde ortaya bir tutarsızlığın çıkması bu tür bir sorunun gelişmesine yol açabilir. Aile ortamında karşıt olma karşı gelme bozukluğuna ya da bu tür davranış bozukluğuna sahip olan bir kişinin rol model olarak alınması halinde de bu rahatsızlık kendini gösterebilir. Çocuk ve ebeveyn arasında olumsuz bir ilişki ya da ihmalin olması halinde de karşıt olma karşı gelme bozukluğu gelişebilir.

Karşıt olma karşı gelme bozukluğuna sahip olan bir çocuğun ailesi ile olan ilişkisi, okul yaşantısını ve sosyal ilişkilerini olumsuz bir şekilde etkiler. Genellikle okul ortamında arkadaşlarına ve hatta öğretmenlerine karşı davranışları yüzünden oldukça ciddi sorunlara yol açan bu öğrenciler, genellikle okul ortamında etiketlenirler. Bu da bu kişilerin dışlanmasına ve yalnız kalmasına yol açar. Bu durumun tedavi edilmemesi halinde giderek yıkıcı ve saldırgan davranışlar sergilenme ihtimali de yüksek olur.

Tedavisi

Karşıt olma karşı gelme bozukluğunun tedavi edilebilmesi için ergenlerle bireysel terapiler, çocuklarla ise oyun terapisi yapılır. Bu terapilerde kural ve sınırlar belirlenir. Öfke kontrolü, zararlı davranışların kontrolü, aile ile olan ilişkilerin ve sosyal becerilerin geliştirilmesi amaçlanır.

Ailenin tutumu ve aile ortamı ile alakalı olan bu sorunun giderilebilmesi için ailenin de nasıl kurallar belirlemesi gerektiğini, bu noktada nelere dikkat etmeleri gerektiğini ortaya koyan nitelikte olur. Aile dinamikleri üzerinde durularak çeşitli düzenlemeler yapılır. Terapinin ilerleyiş şekline göre psikiyatrik değerlendirme ya da ilaç tedavisi uygulanabilir.

2. Antisosyal Kişilik Bozukluğu

Bu tür bir soruna sahip olan kişiler ergenlik dönemlerinde davranış bozukluğuna sahip olan yetişkinlik döneminde sorumsuz ve tehlikeli davranışlar gerçekleştirir. Sosyopati olarak da bilinen bu antisosyal kişilik bozukluğu, psikopati ile yakından ilişkilidir. Bu iki durumun farkı yalnızca belirtiler olur. Psikopati, sosyopatiye göre çok daha ağır bir durum olup, sosyopati söz konusu olduğu zaman ahlaka aykırı davranışlara rastlanılır.

Bu rahatsızlığa sebep olan etkenin sosyal çevre olduğu düşünülür. Bu tür kişilere sosyopat denildiği de olur. Bu tür bir bozukluğa sahip olan kişiler akıl hastası olarak değerlendirilmez. Bu kişiler hilekar ve manipülatif davranışlar sergiler. Bu kişilerin tedavi edilme gereksinimi duymasının sebebi, bir dış kaynağın kişiyi değiştirmeye zorlamasından kaynaklanır.

Dış kaynaklar arkadaşlar, işverenler, aile bireyleri ve hukuk sistemi olabilir. Böylelikle kişiler kabul edilemez davranışları ve gergin ilişkilerinin tedavi olmasına karşı çıkmaz. Zira okuldan kovulan, işten atılan ya da hapse atılan kişilerin geriye terapi olmaktan başka çaresi kalmaz. Bu hastalığın tanı kriterleri şu şekilde belirlenmiş bulunuyor;

  • Takma isimler kullanma, kişisel menfaatler için diğer insanları kandırma ve yalan söyleme,
  • Hukuka uygun olmayan davranışlar sergileme, sosyal kurallara uymama ve tutuklanma ile sonuçlanacak eylemlerde bulunma,
  • Davranışlarının ne tür sorunlara yol açacağını planlamadan ani bir şekilde hareket etme,
  • Bir başkasının ya da bizzat kendisinin güvenliğini düşünmeme,
  • Saldırıda bulunma, fiziksel dövüşe girme, sinirli olma ve saldırgan davranma,
  • Uzun süre boyunca aynı iş yerinde çalışma ya da mali mükellefiyetlerini sürekli bir şekilde ihmal etme,
  • Umursamaz olma, kötü davranışlar sergileme ve başkasına zarara verme.

Erkeklerde daha sık rastlanılan bu rahatsızlık 18 yaşından önce kesin bir şekilde teşhis edilemiyor olsa da çocuklarda bu duruma dair çeşitli belirtiler gözlemlenir. Bu belirtiler yangın çıkarmaya meyilli olma, uzun süre boyunca yatak ıslatma ve hayvanlara eziyet etme gibi belirtiler olabilir. Bu tür belirtilere sahip olan kişilerin ileride antisosyal kişilik bozukluğuna sahip olacağı kesin olmasa da bu rahatsızlığa sahip olan kişilerde görülen ortak davranışlar bu şekildedir.

Tedavisi

Antisosyal kişilik bozukluğunun tedavi edilmesi oldukça zor olur. Terapist ve hastanın motivasyon ve becerisi bu konuda büyük önem taşır. Tedavi sırasında bilişsel işleyiş zenginleştirilmeli, ahlaki ve sosyal davranışlar geliştirilmelidir. Psikolojik gelişim kuramından yola çıkarak hastanın ahlaki gelişimine önem verilmesi gerekir.

Zira antisosyal kişilik bozukluğuna sahip olan hastalar genellikle başkaları tarafından kabul edilmediğini ya da diğer kişilerin onun özgürlüğünü kısıtlamak için çabaladığını düşünür. Bu tür rahatsızlıkların giderilmesi her ne kadar zor olsa da terapistin bu durumun iyileştirilebileceğini söylemesi gerekir. Zira bu noktada motivasyon her şeyden önemlidir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here