Ana sayfa Genel Sağlık Ruh Sağlığı Depresyonu Tetikleyen Faktörler

Depresyonu Tetikleyen Faktörler

260
0
PAYLAŞ
Depresyon herkesin başına gelebilir

“Hayat çok sıkıcı. Hep aynı kısır döngü, hiç tadı yok. Değiştirmek için bir şey yapamam. Zaten hiç halim yok, çok yorgunum. Canım hiçbir şey yapmak istemiyor ”
Eşiniz, dostunuz, çocuğunuz belki de kendiniz… Zaman zaman böyle hissediyor olabilirsiniz, normaldir. Ama bu durum haftalar, aylar sürüyorsa bunu sıradan bir “yorgunluk” olarak değerlendirmemelisiniz. Bu depresif ruh hali ilerleyicidir. Düşünce duyguyu, duygu içine kapanma davranışını körükler, kişi içine kapandıkça duyguları pekişir, bu böylece sürer gider. Günümüzde özellikle şehir insanını esir alan depresyon, hiç umulmadık şekilde çocukluk çağında bile görülebilen bir duygu durum bozukluğu. Oysa karamsarlık ve çocuk, aynı cümle içinde kullanılması bile absürd iki kelime olmalı. Depresyon doğrudan kişinin kendisini, dolaylı olarak da yakın çevresini olmak üzere toplumun büyük bir kesimini etkisi altına alan bir durum. Yakınımızda böyle birinin varlığına kayıtsız kalmamız neredeyse imkansız. Ama belki depresyonun dinamiklerini bilir ve depresyondaki bir kişiyle nasıl iletişim kuracağımızı öğrenirsek hem o kişiye hem de uzun vadede kendimize yardım edebiliriz.

Depresyon Nedir?

Depresyon, beyinle ilgili ciddi bir hastalık; üzüntü, can sıkıntısı, yorgunluk, şımarıklık ya da tembellik olarak geçiştirilemeyecek, hafife alınamayacak kadar ciddi bir bozukluk. Dikkat ettiyseniz, son yıllarda herkesin dilinde bir “depresyon” lafıdır dolaşıp duruyor. Ruh halimizi tarif ederken sık sık “depresyondayım” diyoruz. Ya da bir başkasının az konuşmasından, o gün dışarı çıkmak istememesinden “yine depresyonda” diyerek şikayet ediyoruz. Üzgün, yorgun, halsiz, uykusuz hatta aşık olma hallerini “depresyon” diyerek tarif ediyoruz. Oysa depresyon günübirlik bir ruh hali değil, sosyal ya da psikolojik faktörlerin tetiklediği bir hastalık.

Depresyonun tarifini en iyi, kendisine depresyon teşhisi konmuş kişiler yapabilir şüphesiz. Kişiden kişiye farklı belirtileri olmakla birlikte tüm depresyon hastalarının ortak tanımlaması, “boşluk” hissidir. Yani, derin bir “hissizlik”. Depresyon, kişinin özel ve iş hayatını olumsuz olarak etkileyen, zevk aldığı şeyler bir yana, hayati ihtiyaçlarını karşılamaktan bile alıkoyan ve bu nedenle beden sağlığını da tehdit eden bir duygu-durum bozukluğu olarak tanımlanır.

Depresyon sıradan bir üzüntü ya da endişe halinden farklı olarak, kesintisiz biçimde haftalar hatta aylarca sürer. Derin bir ümitsizlik ve karamsarlık yaşayan kişiler sonunda kendilerini çaresiz ve işe yaramaz hissederler. Yakınları için bu durumun farkına varmak hiç de zor olmaz ama çoğu ne yapacaklarını, nasıl davranacaklarını bilemezler.
Depresyonla ilgili yapılan araştırmalar, hastalığın en önemli sebebinin hormonal bozukluklar olduğunu ortaya koyuyor. Pek çok depresyon hastası üzerinde yapılan incelemelerde, beyin tarafından salgılanan ve hücreler arası iletişimi sağlayan dopamin ya da seratonin gibi hormonların yapısında bozulmalar olduğu görülür.

Hastalığın bir diğer önemli sebebi ise kalıtsal yatkınlık. Ailesinde anksiyete, duygudurum bozukluğu olan kişilerde depresyon ortaya çıkma olasılığı yüksektir. Çevresel faktörler de depresyonun ortaya çıkmasında önemli bir sebep olarak kabul edilir. Yas dönemleri, ciddi maddi kayıplar, cinsel istismar, aile içi şiddet gibi psikolojik travmalar depresyon sebepleri arasında sayılabilir. Bütün bunlara ilaveten, bir kişilik özelliği olarak depresyona yatkınlıktan da bahsetmek gerekir. Zira yukarıda sıraladığımız tüm olası sebepleri yaşadığı halde depresyona girmeyen insanlar olabildiği gibi, hiç biri başına gelmeyen insanların depresif bir ruh haline sahip oldukları da bir gerçek. Sonuç olarak depresyon, çevresel faktörler ve psikolojik olaylar tarafından tetiklenen biyolojik bir hastalıktır diyebiliriz.

Depresyon Belirtileri Nelerdir?

1. Karamsarlık

En belirgin depresyon belirtisi olduğunu söyleyebiliriz. Fakat kesin teşhis için en az 2 hafta kesintisiz sürmüş olması dikkate alınır. Depresyondaki kişiler kendilerini çaresiz ve umutsuz hissederler. Olan biten hiçbir şeye müdahale etme şansları olmadığını, olsa bile bunun hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini düşünürler.

2. Uyku Bozuklukları

Her zamanki uyku alışkanlıkları ve düzeni değişir. Kimi hastada uykusuzluk kiminde ise aşırı uyuma görülebilir.

3. Yeme Bozuklukları

Uyku başlığında olduğu gibi kişiye özel değişimler söz konusu olur. Aşırı yemek yeme ya da yemeden içmeden kesilme gibi değişimler sonunda kişide fark edilir derecede kilo artışı ya da azalması görülür. Uzmanlar bu kilo değişimindeki kıstası, bir ay içinde kişinin normal kilosundaki %5’lik bir fark (+ ya da -) olarak ortaya koyarlar.

4. Yorgunluk

Depresyondaki kişiler kendilerini “parmaklarını bile kıpırdatamayacak” kadar yorgun ve bitkin hissederler. O kadar yorgunlardır ki; yıkanmaya, yemek yemeye hatta üzerini değiştirmeye bile güçleri yoktur. Günlerce aynı kıyafetle, aynı yerde oturup, aynı yerde uyuyarak vakit geçirebilirler.

5. Cinsel İstekte Azalma

Depresyon hastaları, kendilerine zevk veren pek çok şeyden uzaklaştıkları gibi cinsel isteklerindeki azalmaya da bağlı olarak seksüel ilişkilerinden de uzaklaşırlar.

6. Sinirlilik

Kişi hissettiği huzursuzluğu ve gerginliği sosyal ilişkilerine de yansıtır. Çok daha çabuk sinirlenir hatta öfkelenir. Depresyondaki kişiler, çok daha çabuk saldırgan davranışlar gösterebilirler.

7. Kendini Değersiz Hissetme

Kişi içinde bulunduğu çaresizlikle birlikte kendini güçsüz, zayıf, edilgen, suçlu ve değersiz hisseder. Hatta pek çok depresyon vakasında hastalar kendilerinden nefret ettiklerini söylerler.

8. Psikosomatik Ağrılar

Herhangi bir fiziksel sebep olmaksızın ortaya çıkan ağrılar, depresyonun ilerleyen zamanlarındaki belirtileri arasında sayılır. Kişi içinde bulunduğu durumu ifade etmekte zorlandığında, herkes tarafından kabul göreceğini düşündüğü fiziksel ağrılarla ifade yoluna gider.

10. İntihar Düşüncesi

Tüm depresyon hastalarında rastlanabilir. Ama depresyonla birlikte başka ruhsal ya da fiziksel hastalığı olanlarda, yaşlılarda, yeterince sosyal destek alamayanlarda, alkol ve madde bağımlılarında, erkeklerde, yas dönemlerinde, duygusal travma durumlarında, bekarlarda, önceden intihar girişiminde bulunanlarda bu ihtimali daha yüksektir.

Depresyonu Tetikleyen Faktörler Nelerdir?

Depresyon herkeste farklı bir seyir izler. Sebepleri gibi, sonuçları ve iyileşme süresi de farklılık gösterebilir. Karmaşık bir yapısı olan depresyonu tetikleyen çok sayıda faktörleri 4 ana başlık altında toplayabiliriz.

1. Stres Faktörleri

Depresyon da, tüm diğer psikiyatrik hastalıklar gibi stres faktörleriyle yakından ilgilidir. Bu faktörler depresyonla birlikte başka psikolojik hastalıkları da tetikleyebilir. Öte yandan her insanda stres yaratan durumlar farklı olabilir. Bazen bir düğün telaşı bile kişide stres yaratabilir ve depresyona sebep olabilir. Deprem, fiziksel ve cinsel taciz, aldatılma, ekonomik kayıplar, bir yakınının kaybı, annelerin lohusalık dönemi, genç erkeklerde askerlik, doğum gibi dönem ve durumlar sık rastlanan stres faktörlerinin başında gelir.

2. Genetik Faktörler

Ailesinde depresyon hikayesi bulunan bireylerde depresyona yakalanma ihtimali diğer insanlara nazaran 3 kat daha fazla. Yapılan araştırmalar, tek yumurta ikizlerinden birinde depresyon görülmesi durumunda diğer kardeşte de depresyon ortaya çıkma ihtimalinin % 50 olduğunu gösteriyor. Fakat genetik yatkınlık tek başına depresyonun sebebi sayılamaz.

3. Çevresel Faktörler

Kişinin yaşadığı sosyal çevre, aldığı eğitim ve çevresindeki insanların hayat görüşü kişide depresif duyguların ve davranışların ortaya çıkmasına sebep olabilir. Her toplumun kendine has sosyolojik yapısı, kişinin psikolojik gelişiminde ve değer yargılarında değişikliklere yol açar. Toplumun aile yapısına atfettiği önem, bireyselleşmeye bakış açısı, eğitim ve sağlık hizmetlerinin kalitesi, nüfus yoğunluğu, dini baskılar, ahlak anlayışı, ekonomik refah seviyesi kişinin ruhsal dünyasını etkileyen çok önemli faktörlerdir. Bu faktörlerin olumsuzluğu, kişinin yaşadığı topluma ait ve güvende hissetmesinin, geleceğe dair umut beslemesinin önündeki en büyük engeller olarak kabul edilir. Bu görüş, kadınlardaki depresyon riskinin yüksekliğini de açıklar. Doğduğu andan itibaren daha tutucu ve baskı altında yetiştirilen kız çocuklarının hayatları boyunca daha az konuşmaları, şikayet etmemeleri, aile birliğini canları Pahasına korumaları beklenir. İlerleyen yaşlarında gebelik, doğum, emzirme, menopoz gibi hormonal düzensizlik zamanları yaşayan kadınlar depresif düşüncelere daha yatkın hale gelirler.

4. Biyolojik Faktörler

Depresyon oluşumunda biyolojik faktörlerin de etkisiyle ilgili çalışmalar hala devam etmekle birlikte, bilim dünyası tarafından geniş kabul görür. Depresyon hastalarının kan ve idrar tahlillerinde, biyojenik aminlerin yüksek değerlerde olduğundan hareketle, bu hormonların salgılanmasıyla ilgili olan mekanizmada bozukluklar olduğu düşünülür. Beyin hücrelerinde bulunan bu hormonların işleyişindeki bozukluklar da depresyon oluşumuna zemin hazırlar. Beyin dışında, böbrek üstü bezi, tiroid ve hipofiz gibi başka organlar tarafından salgılanan hormonların da depresyonda etkili olduğu düşünülüyor. Öte yandan, bağışıklık sistemini baskılayan kimi hastalıkların da depresyon ortaya çıkmasında etkili olduğu yönünde yapılan çalışmalar da vardır ama elde edilen veriler henüz yeterli sayılmaz.

Yazımızın sonunda depresyonun ciddi bir hastalık olduğunu tekrar hatırlatmak isteriz. Beyin salgılarından kaynaklanan, psikolojik faktörler tarafından tetiklenen bu ciddi hastalık tedavi edilebilir. Tedavi edilmezse 6 ay ile 2 sene arası bir süre zarfında belirtileri kendiliğinden ortadan kalkabilir. Fakat belirtilerin bu süre zarfında kişiye vereceği zarar asla göz ardı edilemez, hastalık şansa bırakılamaz. Üstelik depresyon tekrarlayıcı bir bozukluktur. Bir kere hastalığa yakalanmış kişilerde tekrar etme ihtimali % 50’dir. Bu ihtimal her seferinde daha da artar. Kendinizde ya da yakınlarınızda depresyon benzeri belirtiler hissettiğinizde yardım almaktan çekinmeyin. Ne kadar erken yardım almaya başlarsanız tedavinin başarı şansı o kadar fazla olur. Hastalık hormonların sağlıklı çalışmasını sağlayacak ilaçlarla, bilişsel terapi yöntemleriyle, çoğu zaman hem ilaç hem terapinin birlikte uygulanmasıyla etkin biçimde tedavi edilebilir.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here