Ana sayfa Genel Sağlık Ruh Sağlığı Duygusal Çocuğa Nasıl Davranmalı?

Duygusal Çocuğa Nasıl Davranmalı?

199
0
PAYLAŞ
çocukların duygularını hafife almayın

“İnsan 7’sinde neyse 70’inde de odur” derler ya, kısmen doğrudur bu söz. Doğarken sahip olduğumuz mizaç, yaşam boyu pek değişmez. Bir de büyüdükçe ailemizden öğrendiklerimizin, çevremizden gördüklerimizin, gelenek ve göreneklerin, aldığımız eğitimin bize kattığı değerler vardır ki, bunlar da karakterimizi meydana getirirler. Sonuç olarak insan, mizacı ve karakteriyle birlikte bir kişilik kazanır.

Kendimizi ya da bir başkasını tarif ederken sık sık cümle içinde kullandığımız “mizaç”, kişinin olaylara bakışını ve yaklaşımını belirleyen özellikleridir. İnsanlar mizaçlarıyla doğarlar. Aynı anne babadan doğan 2 kardeşin, aynı olaylar karşısında çok farklı tepkiler vermesinin sebebi de budur. Sıcakkanlı ya da mesafeli, güler yüzlü ya da somurtkan, iyimser ya da kötümser, cimri ya da bonkör, disiplinli ya da savruk olmamız, yaşam boyu neredeyse hiç değiştirmeyeceğimiz huylarımız olarak kalırlar. Bazı huylarımızı kendimiz bile sevmeyiz. Hatta bazıları bize zarar veriyor bile olabilir. Ama “huyumuz kurusun”, elden bir şey gelmez.

İnsan; vücudu, psikolojisi ve sosyal ilişkileri ile bir bütündür. Mizaç, ruh hali, kişilik ya da benlik olarak nitelediğimiz insan psikolojisi ise; duygu, düşünce ve davranışlardan oluşur. Bu üç temel yapı, birbirleriyle aynı yönde hareket ederler. Yani…? Duygu, düşünce ya da davranış, hangisi ilk önce harekete geçerse, diğer ikisi de onun ardından ve aynı olumlu ya da olumsuz tarafa hareket eder. Örneğin yağmurlu bir havada, yoldan geçen bir araba üzerinize su sıçrattı. Bu olay karşısında önce duygularınız harekete geçerse ve sinirlenirseniz, düşünceniz de olumsuz yönde gelişir ve size bunu yapanın en hafif tabiriyle saygısız bir insan olduğunu düşünürsünüz. Ve bu olaya vereceğiniz tepki de duygu ve düşünceniz gibi negatif yönde olur.

Duygu ve Duygusallık

Duygu, olayların zihnimizde yarattığı algı, his, izlenim olarak tarif edilebilir. Sevinç, keder, endişe, acıma, üzüntü, öfke, tiksinme, korkma gibi. Duygusallık dediğimizde ise duyguların tetikleyici olduğu bir ruh halini işaret ederiz. Yani olaylar karşısında kişinin önce duyguları harekete geçer, düşünce ve eylem onun peşinden gider. Fakat duygusallık yaygın olarak, kişinin özellikle dramatik olaylar karşısında metanetini kaybedip derin bir kedere bürünmesi anlamında kullanılır.

Duygusallık kişinin doğuştan gelen bir özelliği olabileceği gibi, her insanın hayatının belli dönemlerinde, bazen de hormonların etkisiyle girdiği bir ruh hali de olabilir. Romantik bir film seyrederken, milli marşımız okunurken ya da babasının omuzunda uyuyakalmış bir bebek gördüğümüzde hissettiklerimiz, duruma bağlı gelişen hislerdir ve durum değiştiğinde ortadan kalkarlar. Oysa bir yaşam biçimi olan duygusallık, durumdan, olaylardan, mekandan ve zamandan bağımsız olarak, kişinin her zaman içinde barındırdığı melankolik bir hali ifade eder. Duygusal insanlar her türlü olayı dramatize etmeye meyillidirler.

“Duygusal Çocuk” Ne Demek?

Çocuklarda bedensel ve ruhsal gelişim; doğumdan 1,5 yaşına kadar bebeklik, 1,5 yaşından 12-14 yaşına kadar ise çocukluk çağı olmak üzere iki safhada incelenir. Onlarla yeterince zaman geçirirseniz ve dikkatli bir gözlemciyseniz, henüz bebeklik döneminde bile çocuğun mizacı hakkında bir fikir edinebilirsiniz. Özellikle anneler bebeklerinin ne zaman acıkacağını, ne zaman uykusu geleceğini bildikleri gibi, bu duygulara nasıl tepkiler vereceklerini de çok iyi bilirler. Yine de tepkilerinin fiziksel bir sıkıntıdan mı kaynaklandığını yoksa psikolojik bir tepki mi olduğunu ayırt etmek güç olur. Çocuk konuşmaya başladıktan sonra bu ayırımı yapmak biraz daha kolaylaşır. Günümüzde, pek çok psikolojik durumun teşhisi ve boyutlarının ölçülmesi için değişik metotlar, testler uygulanabiliyor. Fakat mizaç söz konusu olduğunda ölçülebilirlikten söz etmek o kadar da kolay değil.

Duygusallık, olumlu ya da olumsuz durumlar karşısında çocuğun tepkilerinin yoğunluğunu ve şiddetini ifade eder. Üzüntü, keder, şüphe, korku, öfke gibi olumsuz duyguları ağır basar ve sevindiğinde de üzüldüğünde de tepkileri çok belirgin hatta aşırı olur. Anne babalar için bu durumla başa çıkmak zaman zaman çok zor olabilir. Alışveriş sırasında aniden bağırmaya başlayan, yerlerde tepinen çocuklara rastlamışsınızdır. Canı mı acıyor, bir şey mi istiyor anlayamazsınız. Anne babaları ise ne yapacaklarını bilemezler. Kimisi hiçbir şey yokmuş gibi alışverişine devam etmeye çalışır, kimisi en az çocuk kadar aşırı bir tepkiyle her şeyi bırakıp çocuğuna laf anlatmaya ve kucağına almaya çalışır. Üstelik çevredekilerin ayıplayan bakışları ve mırıldanmaları karşısında gerginlik daha da artar. Ortalık savaş alanına döner birdenbire.

Çocukların gelişimi biyolojik ve çevresel faktörler olmak üzere 2 etki altında gerçekleşir. Ailesi, arkadaşları, yaşadığı sokak, komşuları, akrabaları, bitkiler, hayvanlar, arabalar vs. gibi çevresel faktörleri; kalıtım yoluyla anne babasından aldığı özellikleri yani cinsiyeti, saçının, gözünün, teninin rengi, boyu gibi biyolojik faktörlerle birlikte çocuğun gelişimini etkiler.

Duygusal Çocuğa Nasıl Davranmalı?

Mizacı nasıl olursa olsun, her çocuk kendini güvende hissetmek ister. Aşırı tepkilerinin altında da güven ihtiyacı yatar çoğu zaman. “Karnı tok, sırtı pek, daha ne istiyor” devri geçti artık. Etrafımız öyle çok uyaranla dolu ki; ne zaman, nereden, ne geleceğini biz bile kestiremezken çocuklardan her şeyi sükûnetle karşılamalarını beklememiz büyük haksızlık olur.

1. Çocukların yaşama dair hiç bir tecrübeleri olmadığını aklınızdan çıkarmayın

Doğduğu andan 12-14 yaşına kadar yaşadığı hemen her şey çocuk için bir ilktir. Yapmanız gereken, çocuğunuzun kendi tecrübelerini kazanması sürecinde onun yanında olduğunuzu hissettirmek ve denemesi için destek vermek olmalı.

çocukların duygularını hafife almayın

2. Çocukların duygularını hafife almayın

“ Bunda üzülecek bir şey yok ” demeniz çocuğu daha fazla üzmekten başka bir işe yaramaz. Onu anlamadığınızı düşünerek ya iyice hırçınlaşır ya da daha fazla içine kapanır. Duygularına saygı duyduğunuzu hissettirin. Kendini daha fazla üzmemesi için bu konudaki düşüncelerini ve tepkisel davranışlarını gözden geçirmesini telkin edin.

3. İlgi ve yeteneklerinin ne yönde olduğunu anlamaya çalışın

Sırf siz yapamadığınız için çocuğunuzu basketbol oynamaya ya da bale yapmaya zorlamayın. Kendilerine uygun olmayan yönlendirmeler de çocuklarda duygusal yoğunluğa ve şiddetli tepkilere sebep olabilir.

4. Ortak hayatınızda yapacağınız değişikliklerden çocuğunuzu haberdar edin

Beklemedikleri ani değişiklikler çocukların kendilerini güvensiz hissetmesine sebep olur. Okul değişikliği, başka bir eve taşınma gibi hayatını direk etkileyecek olan kararları verirken onun da fikrini alın. Böylece sizin için değerli olduğunu hisseder.

5. Kendi tepkilerinizi gözden geçirin

Çocuğun aşırı duygusal tepkiler vermesinin sebebi sizin gerginliğiniz ve bu yüzden çocuğun hissettiği güvensizlik olabilir.

6. Söylenmeyin!

Sürekli konuşarak, şikayet ederek, ikna etmeye çalışarak yanlışlarını yüzüne vurmak yerine davranışlarınızla ona yol göstermeye gayret edin.

7. Sınırları belirleyin

Çocuklara sınırları belli olmayan ve düzensiz bir özgürlük alanı vermek belki de onun için yapılacak en büyük kötülük. Mutsuz olmasın, üzülmesin, ağlamasın diye çocuğun her isteğini hemen yerine getirmek, yapması gerekenleri onun yerine yapmak problem çözme yeteneklerini geliştirmelerini engeller.

8. Sorumluluk verin ve yerine getirmesini bekleyin

Odasını toplaması gerekiyorsa, ondan önce davranıp, söylene söylene odasını siz toplamayın. Bu davranışınız işbirliği yapmayı öğrenmesini engellediği gibi umursamazlık davranışının yerleşmesine sebep olur.

9.Tutarlı olun

Odasını toplaması gerekiyorsa bir dizi farklı tutum sergilemekten kaçının. Söylediniz olmadı, bağırdınız olmadı, ceza verdiniz ama hemen ardından kıyamayıp odasını kendiniz topladınız. Çocuklar sözlerinizden çok davranışlarınızdan etkilenirler. Standardı olmayan değişken tutumunuz ona örnek olur. Bu davranış otoriteniz hakkında ciddi kuşkular duymasına ve sizinle güç yarışına girmesine yol açar.

10. Övmekten çekinmeyin

Olumsuz davranışlarını cezalandırmak yerine olumlu olanları ödüllendirmeyi, desteklemeyi, övmeyi tercih edin.

Doğduğunda sadece duyguları ve içgüdüleriyle hareket eden bebekler, sağlıklı bir düşünce yapısı ve ölçülü tepkiler vermeyi çevrelerinden ama en önemlisi ailelerinden öğrenirler. Hayat hakkında hiç bir tecrübeleri yoktur ve en önemli ihtiyaçları güvendir. Onaylanmak, takdir edilmek ve sevilmek isterler. İhtiyaçları olan güven duygusunu sağlayan ve her adımında desteğini belli eden ailelerin çocukları hem bedenen hem de ruhen daha güçlü olurlar. Duygularını sağlıklı düşüncelere kanalize edebilen ve bunları ölçülü biçimde ifade edebilen çocuklar, sağlıklı ve mutlu bireyler olurlar.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here