Ana sayfa Genel Sağlık Ruh Sağlığı Kadın Ruh Sağlığı Sorunları

Kadın Ruh Sağlığı Sorunları

96
0
PAYLAŞ
Kadın Ruh Sağlığı Problemleri

Toplumda kabul edilmiş ve kalıp haline gelmiş çeşitli yargılar bulunur. Bu yargılar da kadınlarda ruh sağlığı sorunlarının oluşmasına zemin sağlar. Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılmış olan sağlık tanımına göre kişilerin sakat ya da hasta olmaması sağlıklı olması için yeterli kabul edilmiyor. Zira bireylerin sosyal, ruhen ve bedenen de tam bir iyilik hali içinde olması halinde sağlıklı olabileceği kabul edilmiş bulunuyor. Kadınlarda karşılaşılmakta olan sağlık sorunları arasında ise Kadın ruh sağlığı sorunları yer alıyor.

Bu tür sorunların ortaya çıkmasının sebebi toplumsal ya da sosyolojik olabileceği gibi fizyolojik nedenlere de dayanıyor olabilir. Biyolojik farklılıklara kromozomal faktörler ya da seks hormonları yol açar. Mens döneminde, hamilelik süresince, doğum sonrasında da ve menopoza girildiği zaman yalnızca kadınlarda görülen çeşitli ruh sorunlar ortaya çıkabilir. Bu tür sorunlar psikolojik ve psikiyatrik durumlar olarak karşımıza çıkar. Doğumun ardından psikolojik sorunlar ile karşı karşıya kalan bir annenin, bu durumunun çocukları ile olan ilişkisini etkilememesi için bu durumun erken bir şekilde tespit edilmesi ve tedavi edilmesi gerekir. Şimdi sizlerle bu ruh sağlığı sorunlarından birkaçına göz atalım.

1. Premenstruel Sendrom (Adet Öncesi Gerginlik)

PMS olarak da bilinen premenstruel sendrom, adet öncesi dönemde ortaya çıkan fiziksel ya da ruhsal çeşitli belirtileri tek bir çatı altında toplayan bir terim olarak karşımıza çıkar. Bu belirtiler genellikle adet dönemine bir hafta kala kendini gösterir ve adetin ardından birkaç gün içinde kaybolur.

Kadınların doğasını anlayabilmek için bu tür durumların da bilinmesi gerekir. Zira hormonal değişiklikler kişilerin duygu durumlarını da değiştireceği için gerek iş gerek ise eş ilişkilerinin sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesi açısından bu konuda bireylerin bilinçli olması gerekir.

Her kadından adet öncesinde çeşitli belirtilerin ortaya çıkması, vücudun adet olacağı haberinin vermesi ve hazırlıksız yakalanmanın önüne geçilmesi için gerçekleşir. Bu belirtiler neredeyse tüm kadınların yarısında rahatsız edici fakat dayanılabilir şiddette olsa da her 20 kadından 1’inde çok şiddetli sancılar baş gösterir. Premenstruel belirtiler ile premenstruel sendrom arasındaki farkın yapılması ise büyük önem arz eder.

PMS kadının yaşantısını derinden etkilemekte olup, bu dönem içinde kadınların suça yakınlığının daha fazla arttığı, psikiyatrik ya da tıbbi bir hastalık sebebiyle hastaneye daha fazla yatırıldığını, intihara daha çok kalkışıldığını, normalde önemsenmeyecek türden şikayetler ile çocukların hastaneye getirildiği görülür.

Bu hastalık ergenlikten önce ve menopoz döneminde oldukça nadiren görülür ve genellikle doğurganlık döneminde kendini gösterir. Bu nedenle 30 ve 45 yaşları arasında olan bir kadın, ırkı ya da sosyal sınıfı fark etmeksizin bu sıkıntı ile karşı karşıya kalır. Ayrıca doğum kontrol hapları bu belirtileri daha da şiddetli bir hale getirir.

Premenstruel Sendromun Nedenleri

Bu hastalığın nedeni tam olarak bilinmese de magnezyum ve çinko gibi minerallerin eksikliği, A ve B vitamini gibi vitaminlerin yetersizliği, progesteron yetmezliği gibi hormonal yetersizlikler, prostaglandin ve nörotransmitter dengesizliği, vücutta aşırı sıvı tutulumu ve psikosomatik sebepler üzerinde durulur.

Premenstruel Sendrom Belirtileri

Bu hastalık vücudun tamamını etkileyebildiği gibi, yalnızca belirli bölümlerini de etkileyebilir. PMS belirtileri hafif olabileceği gibi sosyal ilişkilerde sorunlara, iş kaybına ve depresyona yol açabilecek kadar şiddetli olabilir. Bu sendromun, depresyon, aşırı uyuma, yorgunluk, çevreye ilginin azalması, gerginlik, sinirlilik ve asabileşme gibi belirtileri bulunur. İştah artışı, ishal, kabızlık, bulantı ve kusma, aşırı susama, baş ağrısı, cinsel istek artışı, sivilce ve akne de artış ve alkole tahammülsüzlük de diğer belirtiler arasında yer alır.

2. Postpartum Depresyon

Postpartum Depresyon, PPD ya da doğum sonrası depresyon olarak bilinen bu hastalık, kadınlarda ortaya çıkan davranışsal, duygusal ve fiziksel değişimlerin bir karışımı olarak kendini gösterir. Doğum sonrası depresyonun başlangıcı, doğumun ardından geçen dört hafta içinde kendini gösteren majör bir depresyon formudur.

Doğum sonrası depresyonun teşhisinin koyulabilmesi için yalnızca doğum ve başlangıcı arasında geçen süre değil aynı zamanda depresyonun ne kadar şiddetli olduğuna da bakılır. Doğumun ardından hormonların aniden düşmesi ile birlikte hamilelik döneminde on kat artış gösteren progesteron ve östrojen gibi dişi üreme hormonları birdenbire yok olur. Fakat doğumun ardından üç gün geçtikten sonra bu durum düzelmeye başlar. Fakat bu durum depresyon riskini doğurur.

Postpartum Depresyon Belirtileri

Annelik hüznünden farklı bir şekilde oldukça ciddi bir sorun olan doğum sonrası depresyon göz ardı edilmemesi gereken bir durum olsa da bu iki durumun birbirinden ayırt edilmesi de oldukça zor olur.

Doğum sonrasında annelik hüznü ile doğam sonrası depresyonu sebebiyle gerçekleşen duygu durum değişiklikleri olan insomni, asabiyet, ağlama krizi ve üzüntü gibi durumlar ortak olsa da söz konusu postpartum depresyon olunca durum intihara gidecek ya da yeni doğmuş bebeğe bakmayacak kadar ciddi olabilir. Ayrıca bu durum çok daha uzun sürer.

  • Bebeğe ilgi göstermeme, olumsuz hisler besleme
  • Bebeği incitmekten korkma
  • Neşe kaybı
  • Kendi için endişe duymama
  • Suçlu ve aciz hissetme
  • Her zamankinden az ya da fazla uyuma
  • Enerji ve motivasyon eksikliği
  • İntihar ya da ölüm düşüncelerinin tekrar etmesi
  • Kilo ve iştah değişimi

Annelik hüznü doğum sonrasında kendini hemen gösterip birkaç ay boyunca aşama aşama gelişse de, doğum sonrası depresyon aniden ortaya çıkar ve kimi zaman birkaç ay boyunca belirti göstermez.

Doğum Sonrası Depresyon Nedenleri

  • Progesteron ve östrojen hormonlarının aniden azalması sebebi ile hormonal değişikliklerin yaşanması,
  • Tiroid seviyesinin düşmesi,
  • Bağışıklık sistemi ve metabolizmanın değişim göstermesi,
  • Kan basıncı değişiklikleri,
  • Fiziksel değişiklikler,
  • Stres.

Doğum Sonrası Depresyon Risk Faktörleri

  • Depresyon geçmişine sahip olma,
  • İletişim zorlukları,
  • Ciddi adet öncesi disforik bozukluk ya da PMS geçmişi,
  • Bebek ya da anne için tıbbi komplikasyonlar,
  • Arkadaş ya da aile desteğinden yoksun olma,

3. Postpartum Psikoz – Lohusalık Psikozu (Gebelik Sonrası Psikoz)

Doğum sonrası psikoz hastalığına nadiren rastlanılsa da bu durumun tedavi edilmemesi halinde bebek ve annenin yaşamı risk altında girer. Bu hastalık ile birlikte doğumun ardından ortaya çıkan endişe, mutsuzluk, yorgunluk, huzursuzluk, halüsinasyon ve hezeyan gibi psikotik belirtiler ortaya çıkar.

Genellikle doğumun ardından geçen ilk ay içinde belirtiler aniden baş gösterir. Kimi zaman gebeliğin sonlarına doğru hafif şiddetli belirtilerin görüldüğü de olur. Bu belirtiler uykusuzluk, huzursuzluk ve asabiyet gibi belirtiler şeklinde görülür.

İlerleyen dönemlerde gerçek ile bir bağlantısı olmayan düşüncelerin ya da saçma ve bir anlamı olmayan konuşmalar yaşandığı da görülür. Bebeklerine bakamayacaklarını düşünen bu kişilerin bebeğin ölü ya da hasta olduğu yönünde sanrılar kurabilir. Bireyin kendisine ya da bebeğe zarar vermesi yönünde işitsel halüsinasyonlar yaşaması da mümkün olur.

Postpartum Psikoz Nedenleri

Biyolojik açıdan hormon değişimleri sebebiyle psikotik belirtiler ortaya çıksa da bu belirtiler doğrudan bir sebep olarak ele alınması pek mümkün olmaz. Çevresel stres ve doğum kaynaklı ortaya çıkan komplikasyonlar da psikotik bulguların ortaya çıkmasına sebep olabilir.

Postpartum Psikozun Tedavisi

Doğumun ardından geçen ilk ay içinde kadınların yakından takip edilmesi ve bu durumun erken tespit edilmesi gerekir. Tedavinin gecikmesi halinde hastalık sürekli bir hale gelecek ve tedaviye direnç oluşacaktır. Bu durum hem bebeği hem de anneyi risk altına atar.

Bu sebepten dolayı da annenin, hastaneye yatırılması ve tedaviye alınması gerekir. Bu durumda genellikle ilaç tedavisi uygulanıyor olsa da elektroşok yani EKT kullanıldığı da görülür. Bununla birlikte eğitimsel ve ruhsal yaklaşımlar ile birlikte tedavi süresine psikoterapi de dahil olur.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here