Ana sayfa Genel Sağlık Ruh Sağlığı Panik Bozukluk

Panik Bozukluk

228
0
PAYLAŞ
Panik bozukluğunuz olduğunu nasıl anlarsınız?

Hepimizin içinin sıkıldığı, ruhunun daraldığı, kötü bir haber alacakmış gibi hissettiği zamanlar olmuştur. Yakınlarımızı arayıp nasıl olduklarını sorar ya da televizyonu açıp bir felaket haberi var mı diye dikkat kesiliriz. Pek çoğumuz bu halimize rağmen yapmamız gereken işleri yapmaya da devam ederiz. Ama bazılarımız için bu o kadar da kolay olmaz. Onlar bu sıkıntı halini yaşamlarının tek meselesi haline getirirler. Belli tehlikeler karşısında endişe ve korku duymak son derece doğal ve faydalı bir refleks. Böylece kendimizi savunacak mekanizmaları çalıştırma fırsatı bulur, hayatta kalırız. Bu yazımızda, korkunun dizginlerini eline alamayan hatta tersine, kendini tamamen korkularına teslim eden panik bozukluk hastalarını ele alıyoruz.

Panik Bozukluk Nedir?

Panik bozukluk toplumda çok sık rastlanan bir duygu durum bozukluğudur. Onu pek çok diğer kaygı bozukluğu hastalığından, hastaların hissettiği şiddetli korku duygusu ayırır. Beklenmedik bir anda birdenbire ortaya çıkan yoğun bir iç sıkıntısı ve kötü bir şeyler olacağına dair şiddetli bir korku ve ardından bu durumun tekrar edeceğine dair endişeli bir bekleyiş. Panik bozukluğun temel belirtisi olan bu ataklar 1-2 dakika da sürebilir, nadiren 1 saati de bulabilir. Çoğunlukla en fazla 10 dakika sürer ama kötü bir şey olacağına dair inanç öyle kuvvetlidir ki kişi adeta savaştan çıkmış gibi yorgun düşer. Korkunun en yaygın kaynağı ölümdür; hastalar kalp krizi geçirip öleceklerini düşünürler örneğin. Kontrolünü kaybedip delireceğini düşünenlerin sayısı da oldukça fazladır. Bir kısım panik bozukluk hastası da ataklar sırasında bir yerlerde düşüp kalacağını düşünür. Panik atak geçirenler, hislerinin gerçek bir sebebe dayanmadığını bilirler ama korkularına engel olamazlar. Bir ataktan diğerine kadar ise, yeni atakları düşünerek, sürekli bir endişe içinde geçer. Bu endişe bir süre sonra kişinin, başına bir şey gelecekse kontrolü kaybetmemek için dışarı çıkmaktan kaçınmasına sebep olur. İşe, okula ya da sosyal faaliyetlere gitmekten kaçınır hale gelir. Panik bozukluğu olanlar her şeyi kötü bir sonuca bağlayan karamsar bir düşünce yapısına sahiptirler. Basit bir gaz sancısını derhal bağırsak kanserine yorarlar.

Beynimizde, tehlike anında vücudumuzun savunmaya geçmesini sağlamak için uyarı sistemleri bulunur. Bu sistemler sayesinde harekete geçen reflekslerimiz bizi gerçek tehlikelerden korur. Panik atağın mekanizmasını araştıran bilim adamları, hastaların beyinlerindeki bu sistemlerin diğerlerine göre daha çabuk faaliyete geçtiğini ortaya koymuştur. Bazı insanların ağrı eşiklerinin düşük olması gibi, bazılarının da panik eşikleri düşüktür ve savunma mekanizmaları çok daha çabuk devreye girer. Yine de bu durum tek başına panik bozuklukların sebebi olamaz. Bunun yanında çevresel faktörlerin de önemli olduğu görüşü kabul görür. Araştırmalar, toplumun %6’sının en az 1 kere panik atak geçirdiğini gösteriyor. Fakat bu durumun bir hastalık olarak ele alınması için atakların tekrar edici olması ve 2 atak arasında yeniden olacağına dair endişe halinin devam ediyor olması dikkate alınır. Her yaşta ve cinste görülebilir ama 20’li yaşlardan itibaren ve kadınlarda daha yaygındır.

Panik atak sırasında hissedilen korkunun çoğu zaman belli bir nedeni yoktur. Bir örnek vermek gerekirse; hastaların çoğu sigaranın kalp sağlığı için en büyük tehdit olduğunu bilirler ama sigara içmeye devam ederler. Son derece makul bir sebep olmasına rağmen sigara yüzünden kalp krizi geçirebileceklerinden korkmazlar. Kaldı ki, onları ilgilendiren sebep değil belirtilerdir.

Panik Bozukluk Belirtileri Nelerdir?

Panik bozukluğun en karakteristik özelliği “atak” olarak nitelendirilen şiddetli korku reaksiyonları olarak karşımıza çıkar. Başlıca;

  • Kalp krizi geçirme korkusu,
  • Felç geçirme korkusu,
  • Çıldırma korkusu

olarak 3 çeşit korkudan bahsedilebilir. Bu üç korku teker teker ya da bir arada görülebilir. Hissedilen korku öyle güçlüdür ki, beyin vücudu alarma geçirir ve bedensel bazı belirtiler ortaya çıkar. Amerikan Psikiyatri Birliğinin tarafından yayımlanan, ruhsal bozuklukların tanımlandığı ve sınıflandırıldığı DSM’de ( Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı) panik bozukluk, 13 fiziksel belirtiyle tanımlanır. Bunlardan en az 4 tanesinin, ortalama 10 dakika süreyle yaşanması, kişiye panik bozukluk teşhisi koymak için yeterli sayılır. Bu belirtiler DSM’de şu şekilde sıralanır:

1- Çarpıntı, kalp atışlarının hızlanması ve bariz şekilde hissedilmesi,
2- Terleme,
3- Titreme,
4- Nefes darlığı ya da nefes alamıyor gibi hissetme,
5- Boğulma hissi,
6- Göğüs ağrısı ya da göğüste bir rahatsızlık duygusu,
7- Bulantı ya da karın bölgesinde dolgunluk veya yüksekten düşüyormuş gibi bir boşluk hissi,
8- Bulunulan çevreye yabancılık hissi, sanki rüyada gibi gerçek dışılık hissi,
9- Baş dönmesi, dengesizlik, sersemlik, bayılma hissi, düşecek gibi olma
10- Kontrolünü kaybetme, delirme korkusu,
11- Kalp krizi geçireceğine ve öleceğine ilişkin korku,
12- Uyuşma, hissizlik, yanma, karıncalanma hisleri,
13- Üşüme, ürperme, soğuk ya da sıcak basmaları, basından aşağı kaynar su dökülmüş gibi olma.

Dikkat ettiyseniz bu belirtiler tek başına ya da birkaç tanesi bir arada, pek çok bedensel hastalığın belirtileri de olabilirler. Örneğin menopoz dönemindeki kadınlarda sıcak basması çok sık rastlanan bir şikayettir. Ya da çarpıntı, kalp-damar hastalıklarından birinin işareti olabilir. Bu belirtilerin panik bozukluğu işaret ettiğini söyleyebilmek için yukarıda söz ettiğimiz 3 temel korkunun da varlığı gerekir. Yani kişi önce, çok kötü bir şey olacağına dair derin bir korku duyar ve belirtiler bu korkunun ardından gelir.

Panik Atak Tedavisi

Otomatik olarak kötümser bir düşünme kalıbına sahip olan panik atak hastalarının yaşamları – olmayanların tahmin edemeyeceği kadar – gerçekten çok zordur. Geçirdikleri ataklarla bulundukları mekanı özdeşleştirmeye ve giderek o mekanlardan uzak durmaya başlarlar. Kalabalık ortamlardan uzak durma çabası, günlük hayatlarını, iş ve arkadaşlık ilişkilerini sekteye uğratır. Endişelerine o kadar odaklanmışlardır ki, başka hiçbir işle uğraşmak istemezler. Bu da karamsarlıklarını artırır, hiç iyileşemeyecekleri düşüncesi derinleşir, kendilerine olan güvenlerini kaybederek mutsuzluk ve yalnızlığa gömülürler. Profesyonel destek almayan hastaların çok büyük bir bölümünde depresyon kaçınılmaz olur. Oysa günümüzde panik bozuklukların çok başarılı şekilde tedavisi mümkündür.

Beyinden salgılanan serotonin hormonunu artıran ilaçlar ile psikoterapinin birlikte uygulandığı tedaviler son derece başarılı sonuçlar verir. Mutluluk hormonu olarak da bilinen serotonin kişinin kaygılarının azalmasına, kendini daha mutlu ve umutlu hissetmesine yardımcı olur. Fakat tek başına ilaç tedavisi kalıcı bir iyileşme için yeterli olmaz. Kişinin düşünce sistemini gözden geçirmesi gerekir. Davranışçı-bilişsel terapi yöntemleriyle, kendisini hasta eden düşünce biçimi yerine, umutlu ve mutlu hissedeceği düşünceleri koyabilmesi hedeflenir.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here